Hz. Yeşaya (as)
بِسْــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Ey Âdemoğulları!
İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de
her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse,
artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.”
(A'raf 35)
İsrail kavmi Allah-u Teâlâ’nın halkı olarak yaşadığını ileri sürse de şeriate göre amel etmemeye, yoksulları, dulları, öksüz ve yetimleri görmezden geliyordu. Adaletsiz bir şekilde hayatlarını idame ettiklerinden dolayı Allah-u Teâla, Hz. Yeşaya(as) peygambere seslendi.
Hz. Yeşaya(as) Allah-u Teâla’dan aldığı vahiyle hak yola dönmesi için İsrail kavmine şöyle tebliğde bulundu:
“Ey sema dinle! Ey yeryüzü kulak ver! Kadir-i Külli Şey diyor ki:
‘Evlatlar yetiştirip büyüttüm ama bana asi oldular.
Öküzle eşek bile sahibinin yemliğinin yerini bilir
Ama İsrail kavmi bu kadarını da bilmiyor.
Kavmim idrak etmiyor.
Kurbanlarınızın sayısı çokmuş bana ne,
Boğa, kuzu kanı değildir isteğim,
Huzuruma geldiğinizde
Mescidimin avlularını çiğnemenizi mi istedim?
Kıymeti olmayan kurbanlar getirmeyin artık.
Huzurumda yaktığınız buhurlardan tiksiniyorum.
Fesatlık dolu merasimlerinize,
Tertiplediğiniz ibadetlere tahammül edemiyorum.
Ellerinizi açıp bana nida ettiğinizde gözlerimi sizden kaçıracağım.
Ne kadar dua ederseniz edin dinlemeyeceğim.
Elleriniz kanlı.
Yıkanıp temizlenin,
Fesatlıklarınızı gözüm görmesin, fenalık etmekten vazgeçin.
Nasıl hasenat edeceğinizi öğrenin.
Adil olmayı gözetin, zorbayı yola getirin,
Öksüzün hakkını verin, dul kadının hakkını savunun.
Oysa sizler Rabbinizi bırakıp medyumlara, falcılara, büyücülere danışırsınız.
Bu sebepten siz buyruklarıma dönmez iseniz
Aç ve biçare kalacaksınız, dert üstüne dert yaşayacaksınız.’ ”
Hz. Yeşaya(as) devam etti:
“Rab düşmanlarınızı kuvvetlendirip üzerinize salacak,
Yine de bu kavim Rabbine dönmeyecek
Çünkü kavmin hükümdarları onları yoldan saptırıyor.
Lakin yoksullardan adaleti esirgeyenlerin,
Dulları avlayanların, öksüzlerin malını yağmalayanların vay haline!
Helak olduğunuzda malınız neye yarayacak?
Felaket başınıza geldiğinde nasıl kaçacaksınız?
Şatafat içinde kendilerini eğlendirenler,
Savaş naralarını duyunca tutsak edilecekler.
Tövbe etmeğiniz takdirde,
Silkelendikten sonra zeytin ağacının tepesinde
Üç beş tane kalan zeytin gibi,
Başakların toplandığı tarla gibi olacaksınız.”
İsrailoğullarının İnadı
Hz. Yeşaya(as) kavmi tövbeye çağırdığında İsrailoğulları, et yiyip şarap içerek: “Nasıl olsa yarın vefat edecekmişiz. Bu herif kime konuşuyor, kime ders veriyor? Tek söylediği emir üstüne emir, şeriat üstüne şeriat, biraz şuradan biraz buradan” diyerek alay ettiler.
Allah-u Teala da Hz. Yeşaya(as)’ya dedi ki:
“Onlar katledilene dek bu suçları bağışlanmayacak.
Onları sıkıntıya koyacağım.
Feryat figan edecekler,
Çevrelerine rampalar kurulacak.
Zatım hakkı için düşmanlarını etrafında toplayacak,
Depremle, kasırga ve fırtınayla, ateş ile cezalandıracağım.
Bu kavim bana yaklaşıp, ağzıyla bana dua eder,
Ama yürekleri benden uzak.
Benden korktuklarını söylüyorlar,
Çünkü başkalarından böyle öğrendiler.
Benim değil, kendi tasarılarının ardından gidip
Günah üstüne günah işliyorlar.
Firavun mu onları muhafaza edecek sanıyorlar,
Savaş zamanı Mısır’a sığındıklarında utanıp rezil olacaklar.
Mısır’ın onlara hiçbir yararı olmayacak.”
Hükümdarın Duası
Halik-i Âlem’in söylediği hâsıl oldu, Asur hükümdarı Kudüs’ün surlarına dayanarak o dönemde Kudüs’te hükümdar olan Hizkiya(ra)’yı tehdit etti. Hz. Yeşaya(as)’nın söyledikleri yerine gelince Hizkiya(ra) ulaklar göndererek Hz. Yeşaya(as)’dan aman diledi. “Ey Yeşaya! Bugün yıkım günü, bugün utanç günü. Asur hükümdarı yalnız bize hakaret etmedi semayı ve yeri yaratan Halik-i Âlem’e dahi küfretti. Niyaz ederiz Kadir-i Külli Şey’e dua et, belki Asur hükümdarının ettiği küfürlerden ötürü bize merhamet eder.” Bunun üzerine Hz. Yeşaya(as) Allah-u Teâlâ’nın kelamını onlara iletti. “Asur hükümdarının söylediklerinden korkma, alacağı haber üzerine kendi diyarına dönecek.” Hizkiya(ra) Allah-u Teâlâ’ya dua ettiği vaktin ertesi sabahı bir melek Asur hükümdarının ordugahına gidip beş bin askeri telef etti. Asur hükümdarı dehşete düşüp Ninova’ya geri döndü. Kendi ilahına ibadet ettiği vakitte de evladı tarafından katledilerek can verdi.
Hz. Yeşaya(as) halihâzırda putperestlik eden İsrailoğullarını ikaz etmeye ve Rabbin kelamını tebliğ etmeye devam etti:
“İşte gördünüz! İbadet ettiğiniz hangi ilahınız
Size gelecekte olanları haber edebildi?
Savaş naraları duyulmadan evvel
Kadir-i Külli Şey sizleri ikaz etmedi mi?
Ama siz hala putlara secde edip,
Onlara kurbanlar kesiyorsunuz.
Haydi, ilahlarınız gelecekte olanları bildirsin.
Bir hayır veyahut şer etsinler de bizler hayret edelim.
Biline ki putlara biçim verenler boş insanlardır.
Kıymet verdikleri o nesneler hiçbir işe yaramaz.
O putlar ne bir şey görür ne de bir şey duyarlar.
Bakın, putlarla uğraşanların hepsi utanacak.
Çeşitli eşyaları tedarik edip biçim verdiğiniz
Bu putlara mı secde edip yardım diliyorsunuz?
İşte böyleleri ne yaptığını anlamaz, durup da düşünmez.
‘Şu aldatıcı nesneler mi beni kurtaracak’ diyemez.
“Ey susamış olanlar, sulara gelin.
Parası olmayanlar gelin alın.
Kulak verin bana, dinleyin ki iyi olanı yiyesiniz.
Ben de kulum Davut’a söz verdiğim gibi
Sizinle kalıcı iyilikleri içeren bir antlaşma yapayım.”
Bulma fırsatı varken Rabb-i Rahim’i arayın,
Zaman varken Kadir-i Külli Şey’e yakarın.
Fesat kişi fesatlığını bıraksın.
Allah-u Teâlâ’ya dönsün de merhamet bulsun.
Allah-u Teâlâ sizin gibi düşünmez, sizin tuttuğunuz yolları tutmaz.
Nasıl ki semadan inen yağmur toprağı yeşertmeden,
Tohumu hâsıl edip ekmeği vermeden semaya yükselmezse,
Kelamullah dahi öyle olacak, yapması için gönderdiğim ameli eda etmeden dönmeyecek.”
Allah Merhametlidir
Allah-u Teâlâ çok merhametli olduğundan kavmine merhamet etmeye söz verdi. Ahir zamanda Beyt-ül Makdis’in bulunduğu dağın, dağların en haşmetlisi olacağını, bütün kavimlerin oraya akın edeceğini söyledi. İsrailoğullarının, Kadir-i Külli Şey’in yollarını öğrenebilmeleri, şeriate biat edebilmeleri için Kelamullahın Kudüs’e zuhur edeceğini belirtti. Öyle ki kavimler arasındaki anlaşmazlık çözülsün, kılıçlar kalksın da çekiç, saban demiri olsun, artık kavimler savaş eğitimi yapmasın, birbirine kılıç çekmesin. Rabb-i Kerim, tövbe eden herkesi kurtarmak niyetindedir. Bu nedenle isyan edip sürgüne giden kavmin arasında tövbe edenlerin bulunacağını ve onların bir vakit sonra Kudüs’e geri döneceğini beyan etti. Böylelikle İsrail kavmi geri dönüp Allah-u Teâlâ’ya hamtlar sunacak, çünkü Allah-u Teâlâ yoksulu, sıkıntı içinde olanı ve düşkünü koruyandır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu;
“Ey kulum İsrail, seçtiğim Yakup’un zürriyeti, dostum İbrahim’in torunları!
Sizi dünyanın dört bucağından toplayıp, uzak yerden çağırdım.
Sen kulumsun, seni seçtim, seni reddetmedim.
Korkma çünkü seninleyim, yılma çünkü Kadir-i Külli Şey benim,
Senin takadini arttıracağım, sana yardım edeceğim.
Sana öfkelenenler utanacak, seninle çekişen yok olacak.
Çünkü sağ elinden tutup
‘Korkma, sana yardım edeceğim’ diyen Hâkim-i Mutlak benim.
Ey Yakup’un zürriyeti, İsrail’de sağ kalanlar dinleyin beni:
Sizi ben yarattım sizi ben muhafaza edeceğim, evet sizi kurtaracağım.
Bunu hatırlayın, aklınızda tutun.
Çünkü Allah-u Teâlâ benim, başkası yok.
Allah-u Teâlâ benim, bir benzerim dahi yok.
Önceden söylediklerimi kesinlikle yerine getireceğim.
Ey sizler, hakikati bilenler, insanların hor görmesinden korkmayın,
Yılmayın onların küfürlerinden.
Galibiyetim sonsuza dek kalacak, kurtuluş nesiller boyu sürecek.
Alay-ı İlliyinde olduğum halde mütevazi ve ezilenlerle birlikteyim.
Yürekleri mesrur olsun diye ezilenlerin yanındayım.
Sonsuza dek size öfkeli kalacak değilim,
Öyle olsaydı yarattığım hiçbir varlık hayatta kalamazdı.
Yaptıklarınızı gördüm ama size şifa verip yol göstereceğim.
Yas tutanları avutacağım.
Hepsini iyileştireceğim lakin kötülere huzur yoktur.
Bakın elim kurtaramayacak kadar kısa, kulağım duymayacak kadar sağır değildir.
Bu yüzden bu kavmin arasında yine bir mucize yapacağım.
Evet, şaşılacak bir hadise yapacağım,
Hikmetlilerin hikmeti yok olacak, akıllının aklı duracak.”
Mesh Edilen
Hakikaten de Allah-u Teâlâ yarattığı insanlara karşı derin bir muhabbet beslemekteydi. Âdemoğullarının yoldan sapmış olmasına razı değildi. Bu sebepten ötürü çok önceden haber verdiği ‘O mesh edilmiş kişiyi’ gönderip Âdemoğullarının esfel-i safiline gitmesine mani olacaktı.
Rabb-i Rahim’in göndereceği ‘O mesh edilmiş kişinin nasıl olacağına dair Hz. Yeşaya(as) şunları söylemiştir:
“Nitekim sıkıntı çeken ülke karanlıkta kalmayacak,
Kavimlerin yaşadığı Celile onurlandırılacak
Çünkü karanlıkta yürüyen kavim büyük bir nur görecek,
Ölümün gölgelediği diyarda ikamet edenlerin üzerine Nurullah parlayacak.
Çünkü bize bir evlat verilecek hükümdarlık onun omuzlarında olacak.
Hz. Davut’un tahtı ve diyarı üzerinde hükümdarlık sürecek.
Hükümdarlığını adaletle, hakikatle kuracak ve ebediyen hüküm sürecek.
Bu hadisenin gerçekleşmesini Allah-u Teâlâ’nın kudreti sağlayacak.
Ruhullah hikmet ve anlayış ruhudur, nasihat ve kudret ruhudur,
Allah korkusu daima üzerinde olacak.
Gözüyle gördüğü gibi, kulağıyla duyduğu gibi hükmetmeyecek.
Yoksullara adaletle hükmedip yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.
O vakitte körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak.
Topallar geyik gibi sıçrayacak.
Bir yol olacak ve ‘Mukaddes Tarikat’ diye bilinecek.
Murdar kişiler geçemeyecek oradan.
O tarikat kurtulmuş olanların yoludur.
O tarikatta yürüyenler, sıradan şahıslar olsa dahi yoldan sapmayacaklar.
Avutun İsrail kavmini. Suçlarının cezasının ödendiğini bildirin.
Kadir-i Zülcelal ‘O şahsı’ ana rahmindeyken çağırıp ismini koydu.
‘Haşmetimi senin vasıtanla göstereceğim’ dedi.
Yakup’un zürriyetini geri getirmek, İsrail’i toplamak için O’nu ana rahminde biçimlendirdi.
Kavimlerin Nurullah’ı olacak.
Hükümdarlar O’nu görünce ayağa kalkacak, önderler yere kapanacak.
Biline ki Üstadımız artık saklı olmayacak, gözünüzle göreceksiniz O Meshedileni.
Sağa ya da sola sapacağınız zaman, ardınızdan
‘Yol burasıdır, bu yoldan gidin’ diyen nidasını duyacaksınız.”
Salih Kul
Hz. Yeşaya(as) yine başka bir vakit ‘Meshedilecek olan Salih Kul’ için şu vahyi Allah-u Teâlâ’dan aldı:
“Bakın, kulum başarılı olacak, el üstünde tutulup mümkün mertebe yüceltilecek.
Birçokları ona bakınca dehşete kapılıyor.
Görünüşü öyle bozuldu ki, insana benzer yanı kalmadı.
Tebliğimize kim inandı? Allah-u Teâlâ’nın kudreti kime malûm oldu?
O Allah-u Teâlâ’nın huzurunda bir fidan gibi,
Kurak zeminde kök salan bitki gibi büyüdü.
Dikkatimizi celbeden biçimden, letafetten yoksundu.
Bizi celbeden bir sureti de yoktu.
İnsanlar O’nu hor gördü, reddedildi.
Elem adamı oldu, kederi yakından tanıdı.
Biz O’na sırtımızı döndük, hor görüp kıymetini bilmedik.
Hakikaten cefamızı o çekti.
Elemlerimizi O sırtlandı.
Bizse Hâkim-i Âdil Onu cezalandırdı, vurup ezdi sandık.
Hâlbuki bedeni suçlarımızdan ötürü deşildi.
Günahlarımız yüzünden eza çekti.
Çektiği ceza sayesinde biz huzura kavuştuk.
Onun yaralarıyla şifa bulduk.
Hepimiz koyun gibi yoldan sapıp kendi yolumuzdan gidiyorduk.
Fakat Kadir-i Külli Şey hak ettiğimiz cezayı Ona yükledi.
O zorbalık görüp eziyet çekti, lakin ağzını bile açmadı.
Gaddarca yargılanıp idama götürüldü.
Onun vaktinde bunları kim fark etti?
O kavmimin asiliği yüzünden cezalandırılıp hayata gözlerini yumdu.
Kılıç çekmemiş, hile ile mütalaa etmemişti.
Ancak öldüğünde caniymiş gibi muamele gördü,
Nitekim cesedi zenginin kabrine koyuldu.
Hakikaten de Allah-u Âzim, kulunun ezilmesine, eza çekmesine razıydı.
O günahları bağışlatmak için canını feda etti.
Bu sebepten ömr-ü hayatı çoğalacak ve zürriyetinden gelenleri görecek.
Kadir-i Mutlak’ın maksadı O’nun vasıtasıyla gerçekleşecek.
Keder içinde vefat ettikten sonra gün ışığını tekrar görecek ve amellerinden memnun olacak.
Allah-u Teâlâ diyor ki:
“Salih kulum, birçoklarının günahlarına kefaret olup beşeriyeti ıslah edecek. Bundan ötürü O’na galip olanlar arasında mesken vereceğim; çünkü hayatını feda etti, isyankârlarla bir sayıldı. Pek çoklarının cürümlerini üstüne aldı, isyankârlara da şefaat etti.”
Kıssadan Hisse
Allah-u Teâlâ sadece korku salmaya çalışmaz. Allah-u Teâlâ’nın korkusu O’na hürmet etmeyenleredir. Oysa Allah-u Teâlâ onlara emirlerin vermesinin sebebi, günahlarından arınmaları ve böylece Kadir-i Külli Şey olduğunu onlara göstermek istemesidir. Allah-u Teâlâ her şeye kadirdir. O’nun yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Bundan mütevellit yapacaklarını önceden haber ederek kavimlerin hazırlanmasını beklemektedir. Allah-u Teâlâ Kelamullahın geldiğinde ne amaçla geleceğini önceden bildirerek İsrailoğullarını hazırlamaktadır. Kelamullah semadan düşen yağmur gibi Allah-u Teâlâ’nın kendisine verdiği vazifeyi eda edecektir. Peki, ben Allah-u Teâlâ’nın bana verdiği vazifeyi eda edebiliyor muyum?
Kaynakça
Tevrat-ı Şerif: 2. Krallar 19:1-7, 20-21, 32:20-23
Zebur-u Şerif: Yeşaya(as) Risalesi
İncil-i Şerif: Matta 3:3, 8:17, 12:17-18, 13:14, 15:7-8, Markos 1:2, 7:6, Luka 3:4, 4:16-17, Yuhanna 1:23, 12:38-41, Elçilerin İşleri 8:28-30, 28:25, Romalılar 9:27-29, 10:16, 20, 15:12
Kur’an-ı Kerim: Mü’min 78, Yunus 47