Hz. Mika (as)
بِسْــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
“Senden önceki peygamberlerle de alay edilmişti.
Sonra o alay edenleri, alaya alıp durdukları şey kuşatıverdi.”
(En'am 10)
Hz. Yeşaya(as) döneminde Allah-u Teâlâ Hz. Mika(as) adında bir peygamber daha seçmişti. Hz. Mika(as) dahi İsrail kavminin günahlarına şahitlik edip Allah-u Teâlâ’dan aldığı vahiyle İsrailoğullarına hakikati tebliğ etmeye başlayarak şöyle diyordu:
“Ey kavimler, hepiniz duyun!
Ey dar-ı dünyada ikamet edenler dinleyin.
Kadir-i Külli Şey, Beyt-ül Makdis’ten size karşı şahadet edecek.
İsrailoğullarının günahlarından ötürü Rabb-i Kerim gelip onları gözetleyecek.
Bu günahlardan mesul olan kim?
Putperest kavimlerle evlilik akdi yapan
Samiriye aşireti değil mi? Kudüs kavmi değil mi?”
Tövbeye Davet
Hz. Mika(as) feryat edip ağıt yaktı, yalınayak dolandı, çünkü Samiriye aşireti günahlarından dolayı talan edilmişti, Yahuda aşireti de aynı felakete maruz kalmak üzereydi. Lakin Hz. Mika(as) hiç değilse İsrailoğulları günahlarından tövbe eder diye ikaz etmeye devam etti.
“Yatarken fesat ile fenalık tasavvur edenlerin vay haline!
Gece olunca tasavvur ettikleriyle amel ederler.
Çünkü kuvvetleri ancak buna yeter.
Göz diktikleri tarlaları cebren alır, hanelere el koyarlar.
Bu nedenle Kadir-i Külli Şey diyor ki
‘Bakın, size öyle bir bela hazırlıyorum ki,
Yakanızı dahi kurtaramayacaksınız.’ ”
Tövbe Etmeyi Reddenler
İsrailoğullarının bazıları “Böyle peygamberlik etmeyin. Bu hususlardan bahsetmeyin zira başımıza böyle bir bela gelemez, biz Allah’ın kavmiyiz, Allah bizimle, biz rezil rüsva olamayız” dediler.
Buna mukabil Allah-u Teâlâ Hz. Mika(as)’ya vahyedip;
“Ey Yakupoğulları, böyle söylenir mi?
Kadir-i Külli Şey size muhtaç mı?
Kelamım hakikatte yürüyenlere ihsan edilmez mi?
Kavmimin hanımlarını hanelerinden defedip
Evlatlarını huzurumdan mahrum bıraktınız.
Defolup gidin, burası sizin istirahat mekânınız değil.
Bilirim ki yalan söyleyen bir ayartıcı gelse
‘Size şarap ve içkiden bahsedeyim dese’ ona peygamber diye itikat edersiniz.
Ey Yakupoğulları beyleri, İsrailoğullarını saptıranlar.
Adil olmanız icap etmez mi?
Siz ki hayırdan nefret eder, şerri seversiniz.
Nitekim gün gelecek ki o zaman ah edip niyaz edeceksiniz.
Lakin cevap almayacaksınız, çünkü siz fenalıklar etmektesiniz.”
Sahte Peygamberler
Durum bu haldeyken İsrail kavminin arasında kendisine peygamber diyen bazı kişiler ortaya çıktı ve onlar Allah’ın peygamberlerinin söylediklerinin aksini söyleyerek “Başımıza böyle felaketler gelmeyecek, biline ki helak olmayacağız. Bizler Rabb-i Rahim’in kavmiyiz. Kat’i surette O bizi muhafaza edecektir” diyerek kavmi aldatıyorlardı. Bu yüzden Allah-u Teâlâ Hz. Mika(as) vasıtasıyla şöyle buyurdu:
“Ey kavmimi saptıran sözde peygamberler,
Karnınızı doyuranlara selamet dilersiniz,
Doyurmayanlarla münakaşa edersiniz.
Bu sebepten üzerinize karanlık çökecek.
Güneşiniz batacak, gününüz kararacak,
Öyle ki karanlıktan ötürü fal dahi bakamayacaksınız.
Rezil rüsva olacaksınız.”
Hz. Mika'nın Endişesi
“Ama Yakupoğullarına asiliklerini, günahlarını bildirmek için
Ruh-ül Kuds’ün kuvvetiyle, hakkaniyet ve cesaret ile mücehhez edildim.
Ey Yakupoğullarının önderleri, Kudüs’ü kan dökerek, zorbalıkla inşa ediyorsunuz.
Rüşvetle çalışırsınız, hocalarınıza dahi ücretle istediğinizi talim ettirirsiniz.
Sahtekâr peygamberleriniz para için falcılık eder.
Akabinde ‘Allah-ü Teâlâ bizimle değil mi? Başımıza bir hadise gelmez’ deyip
Güya Allah-u Teâlâ’ya tabiiymiş gibi davranırsınız.
Kudüs tarla gibi sürülecek, taşlarla istiflenecek,
Beyt-ül Makdis’in kurulduğu dağ çalılarla örtülecek”
dedi.
Ve dahi devam edip,
“Ey dağlar ve yeryüzünün sarsılmaz temelleri,
Allah-ü Teâlâ’nın ithamını dinleyin.
‘Ey kavmim, sana ne ettim? Sana nasıl külfet oldum?
Seni Mısır’dan ben çıkardım, ben özgür kıldım seni esaret diyarından.
Sana kılavuzluk etsinler diye Musa’yı, Harun’u, kız kardeşleri Miryam’ı ben yolladım.
Şer ile amel edenlerin haneleri haksız hâsılatla dolu. Bilmez miyim sanırsınız?
Eksik ölçek lanetlidir. Hileli terazi kullanan adamı nasıl beraat edeyim?
Memleketin zenginleri zorba, kavmin insanları da yalancıdır.
Günahlarınızdan ötürü başınıza gelecek felaket hazırdır.
Yiyecek ama doymayacaksınız, ekecek ama biçemeyeceksiniz,
Kavmim olarak hakirliğe sebat edeceksiniz’
Ve bilesiniz ki sizi kurtaran olmayacak”
diyerek kavmin kesinlikle helak olacağını söyledi.
Hz. Mika'nın Ağıdı
Hz. Mika(as) yaşadıklarından, görüp duyduklarından dolayı elem ve kederle dolmuştu, bundan dolayı ağıtlar söylüyordu:
“Vay halime! Bağbozumundan artakalan asmaları hasat ettikten sonra tek bir salkım dahi bulamayan adam gibiyim. Bu diyarda Allah-u Teâlâ’nın sadık kulu kalmadı. İnsanlar arasında dürüst kimse yok.
Herkes kan dökmek için pusuda. Kardeş kardeşe hile tasarlıyor. Kötülük yapmakta elleri nasıl da hünerli! Herkes rüşvet almakta, kuvvetliler zorbalık ediyor. İnanmayın komşunuza, güvenmeyin dostunuza. Oğul babasıza hürmet etmiyor, kız validesine, gelin kaynanasına karşı geliyor. Biline ki insanın düşmanı ailesidir.
Allah-u Teâlâ’nın huzuruna ne ile çıkayım? Huzura çıkıp nasıl ibadet edeyim? Binlerce koç sunsam, Allah-u Teâlâ razı olur mu? Ey insanlar! Allah-u Teâlâ doğru olanı size tebliğ etti, adil olmanızdan, sadakatten, tevazu yolunda yürümenizden başka Rabbiniz sizden ne istedi?”
Ceza Değil Terbiye
Nitekim Allah-u Teâlâ kavm-i İsrail’i büsbütün mahvetmek için değil, onları ikaz edip hakikat yoluna girmeleri için bu felaketi tasarlamıştı. İsrailoğullarını tedip edip, tövbe etmelerini niyet etmekteydi. Ve Allah-ü Teâlâ Hz. Mika(as)’ya vahyedip muayyen vakit dolunca İsrailoğullarının tövbe edeceğini ve onlara bereket göndereceğini evvelden haber ederek şöyle dedi:
“Ey Yakupoğulları, elbet hepinizi yine bir araya getirecek,
Kalanlarınızı tekrar toplayacağım.
Memleketiniz tekrardan insanlarla dolacak.
Beyt-ül Makdis’in inşa edildiği dağ
Ahir zamanda dağların en yücesi, tepelerin en büyüğü olacak.
Birçok kavim ‘Haydi, Allah-u Teâlâ’nın dağına,
Yakup’un Allah’ının mabedine çıkalım’ diyecekler.
‘Bize yolunu O öğretsin, biz de O’nun yolundan gidelim.’
Nitekim şeriat Sina’dan, Kelamullah Kudüs’ten çıkacak.
Allah-u Teâlâ kavimler arasındaki anlaşmazlıkları çözecek.
Kavimler kavimlere kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimleri olmayacak artık.
Kimse kimseyi tehdit etmeyecek.
Bunu söyleyen Her Şeye Kadir Olan’dır.
Ey kavmim nedir bu ah u enin? Gebe kadın gibi neden acı çekiyorsun?
Hükümdarın olmadığı için mi? Üstadın vefat ettiği için mi?
Ey İsrailoğulları şimdi diyardan çıkıp Babil’e gideceksin.
Lakin gün gelecek orada halas edileceksin.
Ey Beytlehem Efrata, Yahuda aşiretleri arasında kıymetsiz olduğun halde,
İsrailoğullarına hükmedecek olan senden çıkacak. O ezeli olandır.
Bu yüzden kadın O’nu doğurana dek, İsrailoğulları düşmanlarına teslim edilecek.
O, gelince kavmini Rabb-i Rahim’den aldığı kuvvetle,
Allah-ü Teâlâ’nın haşmetli adıyla hükmedecek.
Kavim emniyet içinde olacak, çünkü bütün dar-ı dünya
O’nun haşmetine biat edecek. O, kavmine selamet getirecek.”
Ve Hz. Mika(as) Allah-ü Teâlâ’ya şükredip şöyle dedi:
“Halime sevinme, ey düşmanım! Düşsem de kalkarım.
Karanlıkta kalsam da Nurullah bana nurdur.
Ey Kudüs, surlarının tamir edileceği, sınırlarının büyüyeceği günler gelecek.
Ya Rab, bizi Mısır’dan çıkardığın günlerdeki gibi kavmin için mucizeler yarat.
Senin gibi suçları silen,
Kendi kavminden geride kalanların isyanlarını affeden başka bir ilah var mı?
Ebediyen öfkeli kalmazsın, çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin.
Bize yine acıyacaksın, bütün günahlarımızı denizin enginlerine atacaksın.
Evvel zamanda ecdadımızla antlaşma yaptığın gibi
Yakup’un ve İbrahim’in zürriyeti olan bizlere de verdiğin sözü tutacak ve sadık kalacaksın.
Amin!”
Kıssadan Hisse
Bir insanın günah bataklığında debelenmesinden daha vahim olan nedir? Elbette ki vicdanının bundan rahatsız hissetmemesi ve başkalarını da günahına ortak etmesidir. İsrailoğulları günahın tuzağına hapsolmuştu lakin bundan kurtulmak yerine başkalarını dahi buna dahil etme hevesindeydiler. Kuzey İsrail kavmi ikazlara kulak asmayıp talan edilmesine rağmen Yahuda kavmi tövbe etmeyenlerin başına neler geldiğini görmesine rağmen günahlarında diretmeye devam ettiler. Yahuda kavmi bile isteye felaketlere kapı açtı. Ben de bile isteye devam ettiğim günahlarım var mı? Günahkârların başına neler geldiğini görmem benim için yeterli değil mi?
Kaynakça
Zebur-u Şerif: Hz. Mika(as)’nın Suhufları
Kur’an-ı Kerim: Mü’min 78, Yunus 47