Hz. Habakkuk (as)
بِسْــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍۜ
“O halde, sakın Allah'ın peygamberlerine
verdiği sözden cayacağını sanma!
Çünkü Allah mutlak üstündür,
kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.”
(İbrahim 47)
Babil hükümdarı Kudüs’ü fethettiği vakit Hz. Habakkuk(as) dehşet engiz hadiseleri seyrettiğinden ötürü ah-u zar edip Kadir-i Külli Şey’e niyaz ederek şöyle dedi:
“Ya Rab ne zamana dek senin himmetini bekleyeceğiz, niyazımı duymakta mısın?
Gaddarlık her tarafta, neden bizi kurtarmıyorsun?
Bunca fenalığı neden seyrettirdin bana?
Nasıl razı olursun bunca canilikten?
Nereye baksam zulüm ve gaddarlık var,
Arbede ve münakaşanın sonu gelmiyor.
Bu yüzden şeriat işlemez oldu, hak yerini bulmuyor.
Kötülükle amel edenler salihleri kıskaca almış, hakkaniyeti saptırıyorlar.”
Allah-ü Teâlâ Hz. Habakkuk(as)’ın niyazına cevap verdi.
“Öbür kavimlerin haline bak,
Gördüklerinizle büsbütün hayret edeceksiniz.
Sizin vakitlerinizde öyle işler yapacağım ki anlatsalar kimse inanmayacak.
Bütün kavimleri fetheden Kildanileri daha da kuvvetlendireceğim.
Onlar mağrur ve başlarına buyruklar.
Talan etmek için geliyorlar, orduları geliyor,
Onlar ki diğer hükümdarları hakir görürler,
Diyarların beylerine hakaret edip diyarlarını fethediyorlar.”
Hz. Habakkuk(as) duydukları karşısında dehşete düşüp dua etmeye devam etti:
“Ya Rab, sen Kuddûs’sün. Ezeli olan sen değil misin? Evet, Sen ebedisin.
Ya Rab! Bize hâkim olması için Kildaniler’i sen koydun başımıza,
Ey kayamız, sığınağımız, bizi tedip etmek için Kildaniler’i pekiştirdin.
Ey Rabb-i Kerîm, kötülüğe, günaha bakmayacak kadar mukaddes olan,
Dalalete bakmayan, hainlerden razı olmayan.
Peki, neden gaddar olan, salih olanı yutunca sessiz kalıyorsun?
Neden kavm-i İsrail’i denizin balıklarına, yeryüzünde sürünen mahlûklara benzettin?
Kildaniler kavmini olta atar gibi yakalıyor,
Ağ atıp tutuyor ve bu yüzden sevinçle raks ediyorlar.
Ağlarını durmadan atmaya, gaddarlıkla kavimleri katletmeleri sürekli mi olacak?”
Ve Allah-u Teâlâ Hz. Habakkuk(as)’a cevap verip şöyle dedi:
“Bu rüyet-i hakikati levha üzerine açıkça kazı da herkes okusun.
Bu rüyet muayyen vakit içindir,
sonun alametleridir ve bunlar yalan çıkmayacaktır.
Gecikiyor gibi görünse de bekle
Çünkü kesinlikle olacak, muayyen vakitte gerçekleşecektir.
Bakın şu küstah kişiye, niyeti iyi değildir,
Fakat salih olan imanı ile amel edecektir.
Servet aldatıcıdır, müstehziler daimi değildir.
Onlar ki arzularını kabir diyarı gibi genişletiyor, ölüm gibi doymazlar.
Bütün kavimleri yanlarına toplayarak onları ganimet gibi yağma ediyorlar.
Bu tutsaklar, kendilerine karşı bir mesel, bir istihzalı laflar söylenmeyeceğini mi sanırlar?
Başkalarının malını haraç olarak alıp kendini zengin edenlerin vay haline!
Haraç kestikleriniz uyanmayacak mı?
Uyanıp seni sarsmayacak mı?
İşte o zaman onlar çapul malı olacaklardır.
Madem sen kavimleri soydun, insanları katledip,
Memleketlerini helak ederek oradakilere gaddarlık ettin,
Kavimlerden arta kalanlar da seni çapul malı edecektir.
Duvardaki taşlar dahi şöyle haykıracak:
‘Katlederek kentler kurup haksızlıkla beldeler kuranın vay başına!
O Allah ki ümmetlerin, kavimlerin yaptıklarını boşa çıkarandır.
Nitekim deniz yeryüzünü nasıl kaplıyorsa,
Tüm kâinat da Allah-u Teâlâ’nın izzetin haşmetiyle öyle dolacak.
Komşunun çıplaklığına bakmak için onları sarhoş edenin vay başına!
Sen ki izzeti değil, hayâsızlığı hak ettin,
Sen de iç, iç de sünnetsiz olduğunu göster.
Kadir-i Külli Şey’in azap kâsesi dönüp dolaşıp sana da erişecek ve
Senin izzetin rüsva edilecek.
Lübnan’a ettiğin gaddarlık, telef ettiğin hayvanların canları,
Öldürdüğün adamlar, memleketlere, diyarlara,
İçinde bulunan tüm halka zulmettiğinden ötürü
Yaptıkların kendi başına gelecek.
Sanatkâr’ın oyduğu oyma putun, yahut dökme putun
Aldatmaktan başka ne yararı oluyor da
Onları yapan zanatkâr onlara güveniyor?
Oduna; uyan, dilsiz taşa; kalk diyen adamın vay başına!
Altın ve gümüşle kaplanmış ama içinde can dahi olmayan
Bu putlar hakikati öğretebilir mi?
Oysaki Rab mukaddes mescidindedir,
Tüm kâinat sükût etsin huzurunda!”
Bunun akabinde Hz. Habakkuk(as) bu ilahiyi söyledi:
Ey Rahim olan Allah!
Senin yaptıklarını duydum ve ürperdim.
Günümüzde de aynı şeyleri yap ya Rab!
Herkes bilsin neler yapabildiğini,
Öfkeliyken merhametini an.
Haşmeti kapladı gökleri,
O’na sunulan hamtlar yeryüzünü doldurdu.
Güneş gibi parıldıyor, ellerinden nurlar saçıyor.
O durdu ve kâinatı ölçtü, bakışıyla kavimleri sarstı,
Ebedi tepeler boyun eğdi.
…
Sesini duyunca yüreğim titredi,
Seğirdi dudaklarım,
Kemiklerim eridi sanki
Çözüldü dizlerimin bağı.
Bize saldırıp halkımı dağıtan
Diyarımızı viran eden o kavmin
Felakete uğrayacağı günü,
Sükûnetle bekleyeceğim.
İncir ağaçları çiçeklenmese,
Asmalar üzüm vermese,
Zeytine verilen emek de boşa gitse,
Ahırlarda sığır da kalmasa,
Ben yine Allah ile mesrur olacağım.
Kurtuluşumun Allah’ı ile sevinçten raks edeceğim.
Hakim-i Mutlak’tır yalnız benim kuvvetim.
Kıssadan Hisse
Allah-u Teâlâ kavmini defalarca kez ikaz etmişti. Lakin İsrailoğulları tövbe etmek yerine fenalıklarına devam etmişlerdi. Buna mukabil Allah-u Teâlâ Hz. Musa(as) vasıtasıyla söylediği bütün belaları İsrailoğullarının başına getirdi. İsrailoğulları artık tövbe etmek istese de artık çok geçti. Peki günahlarımdan ötürü musibetler başıma geldiğinde ne etmem gerekiyor? İsyan eden nefsimin isyan etmesine devam mı etmem gerekiyor? Yoksa “Mevlam neyler, neylerse güzel eyler” deyip günahımın ceremesini yaşamaya razı mı göstermem gerekiyor? Her şeye rağmen Allah-u Teâlâ’da mesrur olabilir miyim? Her musibete rağmen Allah-u Teâlâ hamd-u senalar edebilir miyim?
Kaynakça
Zebur-u Şerif: Hz. Habakkuk(as)’un Suhufları
Kur’an-ı Kerim: Mü’min 78, Yunus 47