Hz. Süleyman (as)
بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَ نِعْمَ الْعَبْدُ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ
“Biz Davud’a Süleyman’ı armağan ettik.
O ne iyi kuldu! Yönü hep Allah’a dönüktü.”
(Sâd 30)
Hz. Davut(as)’un vefatına yakın zamanda oğulları arasında çok sevdiği Adoniya, babasının vefat edeceğini anlayınca İsrailoğullarından bir kısmının desteğini alarak babasından sonra kendini hükümdar etmeye kalktı. Hz. Davut(as) henüz terk-i hayat etmemişken Adoniya biraderlerini çağırıp ziyafet düzenledi, ancak Hz. Süleyman(as)’ı hor görüp çağırmamıştı. Hz. Süleyman(as)’ın validesi Bat-Şeva, Hz. Davut(as)’un döşeğinin ucunda yere kapanıp “Ey Rabb-ül Âlemin’in İsrail kavmindeki hükümdarı! Sen bana ‘Benden sonra tahtıma oğlum Süleyman geçecek’ dememiş miydin? Bak, oğlun Adoniya şimdiden kendini hükümdar ilan etti, sığırlar kesti ziyafet düzenledi ama oğlum Süleyman’ı çağırmadı. Korkarım ki senden sonra evladımıza fenalık edecek” dedi. Akabinde Hz. Natan(as) peygamber çıkageldi. “Ey hükümdarımız! Senden sonra tahta Adoniya’nın geçeceğini mi söyledin? İşte oğlun ziyafet vermiş, tebaası da ‘Yaşasın Hükümdar!’ diye naralar atıyor” deyince, Hz. Davut(as) Rabb-i Âzim’in rahiplerine salık vererek Hz. Süleyman(as)’ın, Hz. Musa’nın çadırdan yaptırdığı Mescitte hükümdar olarak meshedilmesini emretti. Rahipler Hz. Natan(as)’la Mescide gittiler ve mesh yağıyla Hz. Süleyman(as)’ı meshedip hükümdar olarak tayin ettiler. Beraberlerinde gidenler “Yaşasın hükümdarımız Süleyman!” diye naralar attılar. Bunu duyan Adoniya’nın korkudan dizlerinin bağı çözüldü akabinde yaptığı fesatlıktan utanarak Hz. Süleyman(as)’a biat etti. Hz. Davut(as) Hz. Süleyman(as)’a “Ben yakında terk-i hayat edip ebediyete intikal edeceğim. Kudretini kuşan ve hükmet, Allah-u Teâlâ seni muvaffak kılması için, Zat-ı Ezel-i Ebedi’nin şeriatine biat et. Öyle ki hükümdarlık zürriyetinin elinden alınmasın” diyerek nasihat etti.
İlk Vahiy
Hz. Süleyman(as) hükümdar olduktan sonra Halik-ı Kâinat’a bin tane yakmalık kurban sundu. O gece Hz. Süleyman(as) uyurken Allah-u Teâlâ “Ey Süleyman sana ne vereyim, ne istersin?” diye sual etti. Hz. Süleyman(as) “Ey Rabb-ül Âlemin! Babam Hz. Davut’a nice iyilikler yaptın. O sana sadık bir kuldu, bir de beni tahtına geçirerek ihsan üstüne ihsan ettin. Ey Zat-ı Zülcelal, ben henüz çocuk sayılacak bir yaştayken beni babam yerine hükümdar atadın lakin işte İsrailoğulları sayılamayacak kadar çoktur. Kereminle bana hikmetli olmamı nasip eyle ki kavmine hükmetmek için neyin iyi, neyin kötü olduğunu idrak edebileyim” diye cevapladı. Allah-u Teâlâ da “Ey kulum Süleyman, madem kendin için uzun ömür, mal mülk veyahut düşmanlarının katledilmesini istemedin, bunların yerine adil olmak için hikmeti niyaz ettin, ben de sana daha önce benzeri ne görülmüş ne de duyulmuş olan bir hikmeti ve hissi kablel vuku ihsan edeceğim. Hatta istemediğin şeyleri dahi sana ihsan edeceğim. Ömrü hayatında senden sonra hükümdarlık edenlerin hiçbirinin nail olamayacağı bir zenginliği ve kudreti ihsan edeceğim” dedi. Hz. Süleyman(as) uyandı ve Kadir-i Zişan’ın Ahit Sandığına gidip yakmalık kurbanları ve selamet kurbanlarını sundu, sonrasında hanesinde büyük bir ziyafet tertip etti.
Allah-u Teâlâ Hz. Süleyman(as)’a hissi kablel vuku ihsan edip öyle bir hikmetli kıldı ki onun gibisi ne görüldü ne de duyuldu. Namı bütün çevre kavimler tarafından duyulmuştu. Üç bin vecizesi, bin beş ilahisi vardı. Nebatat ve hayvanat hakkında harikulade bilgilere sahipti. Bütün kavimlerin hükümdarları gelir Hz. Süleyman(as)’ın nasihatlerini dinlerdi.
Hz. Süleyman'ın Adaleti
Bir vakit iki kadın Hz. Süleyman(as)’ın huzuruna çıkartıldı. Kadınlardan biri “Ey adil hükümdar! Ben bu kadınla aynı evde ikamet ediyorum. O’nun da bir evladı vardı benim de. Bu kadın bir gece uyurken evladının üzerine devrilmiş, evladı oracıkta vefat etmiş. O da kalkıp benim koynumdan evladımı gizlice alıp kendi koynuna koymuş, vefat eden evladını da benim koynuma bırakmış. Sabah vakti kalktım baktım ki evladım ölmüş. Evladımın yasını tutarken sonradan fark ettim ki bu benim evladım değil.” Öteki kadın öfkeyle “Vallahi iftira, sağ olan benim evladımdır” diye diretti. Bu iki kadın münakaşa ederken Hz. Süleyman(as) “Bir kılıç getirin, madem bu veled kimindir bilmiyorsunuz ikiye bölelim yarısı senin olsun, yarısı ötekinin.” Evladının kesilmesine razı olmayan validesi hemen “Aman hükümdarım bunu yapmak senden uzak olsun, evladımı bu kadına verin, yeter ki evladım ölmesin” dedi. Diğer kadın da “İkiye bölünsün, ne benim olsun ne de senin” deyince o vakit Hz. Süleyman(as) “Veledi, ölmesine razı olmayan şu kadına verin. Zira validesi odur” dedi. İsrailoğulları arasında bunu duyan herkes şaştı ve hükümdardan korktular çünkü bildiler ki hakikaten Allah-u Teâlâ’nın hikmeti Hz. Süleyman(as) bahşedilmiştir.
Beyt-ül Makdis
Hz. Süleyman(as), Hz. İbrahim(as)’in oğlunu kurban etmek için gittiği Moriya Tepesinde, babası Hz. Davut(as)’un niyet ettiği Beyt-ül Makdis’i inşa etme telaşına girdi. Çevre kavimler ona mescidin yapımı için ikramlarda bulundu. Allah-u Teâlâ yine Hz. Süleyman(as)’a “İşte Beyt-ül Makdis’i yapmaktasın. Eğer şeriatime tutunur, hükümlerime uyarsan Davut’la yaptığım antlaşmayı seninle tahkim edecek ve her daim İsrailoğulları arasında mesken kurup hükmedeceğim” dedi. Nihayet Hz. Süleyman(as), Beyt-ül Makdis’i bütün gereçleriyle birlikte yedi yılda, öyle ihtişamlı şekilde inşa etti ki görenler hayret ediyordu. Mescidin yapımı bittikten sonra Hz. Musa(as)’nın yaptığı çadırdan yapılan Mescitten Ahit Sandığı alınıp Beyt-ül Makdis’e getirildi. Ahit Sandığı en mukaddes kısma konulunca bir anda Mescidin etrafını bulutlar kapladı. Bulutlar her yeri öyle bir doldurmuştu ki rahipler ibadeti eda edemediler çünkü Beyt-ül Makdis’e, Kadir-i Külli Şey haşmeti kibriyasıyla tecelli etmişti.
Bunun akabinde Hz. Süleyman(as) İsrailoğullarının önünde nida edip “Ey Rabb-i Âzim, Ey Zat-ı Zülcelal! İşte kavminin arasında mesken kurman için bir Mescid inşa ettim. Ey Halik-i kâinat, İsrailoğullarının Rabbi! Ne gökyüzünde ne de yeryüzünde senin gibi başka bir ilah yoktur. Babam Hz. Davut(as)’a verdiğin sözü bugün ellerinle yerine getirdin. Ancak Zat-ı Ehad-i Samed, yeryüzünde mesken kurar mı? Haşa, sen ne semaya ne de uzayın derinliklerine sığarsın, benim inşa ettiğim bu Beyt-ül Makdis senin huzurunda nedir ki? Ya Rab! Kavminin niyazını işitmek için gözlerin bu Mescide baksın. Buraya yönelip sana niyaz edenlerin duasını kabul ile ihsan eyle. Sana isyan eden kavmin buraya gelir de tövbe ederse onlardan mağfiretini esirgeme. Sana karşı günah işlediklerinde yağmur yağmadığında, bu kıbleye bakarak dua edildiğinde, mübarek ismini zikrettiklerinde, eğer günahlarından vazgeçerlerse o zaman semadaki kürsünden işit, suçlarını bağışla öyle ki hakikat yolunun ne olduğunu idrak etsinler de miras olarak verdiğin bu diyara, yağmurların insin ve İsrailoğulları mesrur olsun. Bu diyarı kıtlık veyahut salgın vurduğunda veyahut çekirgeler istila ettiğinde veyahut düşmanlar kuşatırsa; kavminden biri yahut hepsi bu mabede gelir de ellerini sana açıp niyaz ederse, semadaki kürsünden kulak ver ve merhamet eyle. Nitekim Ademoğlunun yüreğini bilen basiret sahibi olan sensin. Onlara ettiklerinin karşılığını ver ki ömrü hayatları boyunca bu diyarda yaşadıkça senden korksunlar. Başka kavimlerden beşerler namını, kudretini uzak diyarlardan duyup gelerek, bu Beyt-ül Makdis’e ellerini açıp dua ederlerse semadaki kürsünden seslerini işit. Öyle ki tüm kavimlerce ismin bilinsin, senden korkulsun ve bu Mescidin sana ait olduğu duyulsun. İsrailoğulları düşmanlarınla cihat etmeye giderken bu Mescide yönelip niyaz ettiklerinde semadan kulak ver ve onları özgür kıl ya RAB! Her kim sana karşı suç ederse –ki suçlu olmayan yoktur- sen de hiddetlenip başka diyarlara onları sürgün edersen, mahkûm oldukları diyarda suçlarını anlayıp geri dönerek ‘Günah işledik, yoldan sapıp fesatlık ettik’ diyerek bu diyara gelip bu Mescitte sana niyaz ederlerse kereminle onları işit ve onları bağışlayıp özgür kıl. Çünkü bu halk, senin Mısır’dan kurtardığın halkındır” diyerek elleri açık diz çökmüş vaziyette duasını etti.
Daha sonra Hz. Süleyman(as) İsrail kavmine dönüp “Sözünü tutup size selamet veren Rabb-i Âzim’e hamd-u senalar olsun. Kadir-i Külli Şey, Hz. Musa(as) vasıtasıyla yemin ettiği hiçbir sözünü boşa çıkarmadı. Allah-u Teâlâ ecdadımızla olduğu gibi bizimle de olsun, bizi hiç bırakmasın, bizi terk etmesin. Allah-u Teâlâ’nın yolunu izlemeniz, ecdadımıza verdiği buyruklara, şeriate uymanız için Zat-ı Zül Celal-i Ve’l İkram yüreklerinizi kendisine döndürsün. Ya Rab! Huzurunda niyaz ettiğim sözleri gece gündüz anımsa. Kulun beni ve İsrailoğullarını her zaman koru, nihayetinde bütün kavimler bilsin ki Zat-ı Ehad-i Samed sensin, senden başka ilah yoktur. Ey kavmim bugün olduğu gibi şeriate uymak için yüreklerinizi Rabb-ül Âlemin’e her daim çevirin” dedi. Bunun akabinde yine Allah-u Âzimüşşan rüyasında Hz. Süleyman(as)’a seslenip “Duanı işittim ve kabul ettim. İsrailoğulları şeriatimde kalırsa ben de onları asla terk etmeyeceğim lakin İsrailoğulları ne zaman şeriatimden uzaklaşırsa, beni terk edip başka ilahlara secde ederlerse, ben de bu Beyt-ül Makdis’i terk edeceğim. Öyle ki bütün İsrailoğulları diğer kavimlere maskara olsun. Ancak ne zaman tövbe edip bana dönerlerse o zaman onlardan mağfiretimi esirgemeyeceğim” dedi.
Hz. Süleyman ve Belkis
Yıllar sonra Belkıs olarak bilinen Sebe diyarının Melikesi Hz. Süleyman(as)’ın namını duyunca kalkıp O’nu sınamaya gitti. Kudüs’e gelen Sebe Melikesi, aklındaki her şeyi Hz. Süleyman(as)’a sual etti. Hz. Süleyman(as)’da hiç zorlanmadan her sualini cevapladı. Sebe Melikesi Hz. Süleyman(as)’ın yaptığı her şeyi ve Beyt-ül Makdis’i görünce hayretler içinde kaldı. “Demek ki memleketimde senin hakkında duyduklarım doğruymuş. Gözlerimle görene kadar inanmazdım lakin bunları göreceğimi tahayyül dahi edemezdim. Ne mutlu kavmine ve hizmetkârlarına, öyle ki her gün hikmetine şahit olmaktalar. Senden razı olan İsrailoğullarının Rabbine hamd-u senalar olsun. O ki kavmine duyduğu muhabbetten ötürü adil ve mübarek olan seni hükümdar tahsis eylemiş” diye övgülerini dile getirdi. Hz. Süleyman(as) Sebe Melikesinin istirhamlarının her birini tahsis etti ve daha birçok ikramlar sundu, akabinde Sebe Melikesi hayranlıkla ülkesine geri döndü.
Hz. Süleyman(as) kırk yıl boyunca Kudüs’te hükümdarlık etti. Nihayetinde babası Hz. Davut(as)’un yanına defnedilerek hayat-ı ebediyeye intikal etti.
Kıssadan Hisse
Kardeşleri arasında hor görülen Hz. Süleyman(as) Allah-u Teâlâ’nın inayetiyle İsrailoğullarının hükümdarı oldu. Hz. Süleyman(as) tahta geçip gücü eline aldığında hasımlarının katledebilirdi lakin o Allah korkusuyla tevekkül etmeyi seçti. Mal mülk derdine düşebilirdi ama o Beyt-ül Makdis’in inşa edilme derdine düştü. İsariloğullarına adil şekilde hükmetmek için Allah-u Teâlâ’dan hikmet niyaz etti, Allah-u Teâlâ da hikmetle beraber hissi kablel vuku ihsan etti. Bundan dolayıdır ki Hz. Süleyman(as) Allah-u Teâlâ’ya yöneldikçe gittikçe kudreti daha da arttı. Peki ya ben, yüzümü nereye dönüyorum bu fani dünyaya mı yoksa Allah-u Teâlâ’ya mı? Biline ki her kim Allah-u Teâlâ’ya yönelse Allah-u Teâlâ da ona yönelir. Her kim Allah-u Teâlâ’ya sırtını dönse Allah-u Teâlâ da ona sırtını döner. Benim kıblem neresidir? Allah-u Teâlâ’nın meskeni mi yoksa fani dünyanın malı mülkü, şanı şöhreti mi?
Kaynakça
Tevrat-ı Şerif: 1. Krallar 1-11, 1. Tarihler 22, 29, 2. Tarihler 1-9
Zebur-u Şerif: Süleyman’ın Vecizeleri, Vaiz
İncil-i Şerif: Matta 6:29, 12:42, Luka 11:31, 12:27, Havarilerin Faaliyetleri 7:46-50
Kur’an-ı Kerim: En’am 84, Enbiya 78-81, Nisa 163, Neml 15, Sâd 31-40, Sebe 12-13