Peygamberlerin hayatı

Hz. Davut (as)

Hz. Davut (as)

بِسْــــــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم

فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَؕ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ

“Biz de onu(Davut’u) bağışladık.
Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı,
güzel bir geleceği vardır.”

(Sâd 25)

Hz. Samuel(as) Talut’un hükümdar olarak ind-i ilahide reddedilmesinden sonra Allah-u Teâlâ onu Talut’un yerine geçecek olan hükümdarı tayin etmesi için İşay adında salihlerden olan bir adamın evine gönderdi. Kurban kesip ibadet ettikten sonra İşay’ın en büyük oğlunu gören Hz. Samuel(as) onun hükümdar olacağını sandı ama Allah-u Teâlâ onu seçmediğini insanın dış görünüşten etkilendiğini oysa kendisinin kalbi temiz olana baktığını söyledi. Böylelikle bütün oğullarını büyükten küçüğe kadar gören Hz. Samuel(as), hiçbirini Allah-u Teâlâ’nın hükümdar olarak tayin etmediğini Ruh-ul Kuds vasıtasıyla anladı. En sonunda başka evladı olup olmadığını sorduğunda en küçük evladının çobanlık yaptığını, sürüyü güttüğünü söyledi. Hz. Samuel(as) onun da çağrılması gerektiğini söyleyince hemen Hz. Davut(as)’u çağırdılar. Hz. Samuel(as) Hz. Davut(as)’a baktı ki kızıl saçlı, gözleri billur bir delikanlı çocuk. Allah-u Teâlâ Hz. Samuel(as)’e seslenip “Kalk onu mesh yağıyla meshet. Seçtiğim kişi odur” dedi. Böylelikle tüm ailenin önünde Hz. Davut(as) meshedildi. O sıralarda Ruh-ul Kuds Talut’dan ayrılıp Hz. Davut(as)’a intikal etti. Böylelikle Allah-u Teâlâ’nın Ruhundan mahrum kalan Talut’a cinler musallat olmuş artık rahat bir uyku bile çekemez olmuştu. Cin ne zaman ona musallat olsa Hz. Davut(as)’u yanına alarak kendisine lir çalmasını emrederdi, böylelikle cin, Talut’a musallat olmayı bırakırdı.

Hz. Davut ve Calut

Filistliler ile İsrailoğulları cenk etmek için karşılıklı ordu kurmuşlardı. Cenk etmeden evvel Calut adında iki metre çapında bir adam er meydanına çıkıp “Sizden her kim beni mağlup ederse, tüm kavmim size biat edeceğiz. Lakin ben karşıma çıkanı mağlup edersem hepinizi mahkûm edeceğiz. Bana meydan okuyan var mı?” diyerek herkesin önünde Kadir-i Külli Şey’in ordusuna meydan okudu. İsrailoğullarında ise Calut’a meydan okuyacak cesareti olan hiçbir cengaver yoktu. Hükümdar Talut dahi herkes, ondan korkuyordu ama Calut her gün meydana çıkıp kendisiyle cenk edecek birinin olup olmadığını soruyordu, kimse çıkmayınca da Hz. İbrahim(as)’in, Hz. İshak(as)’ın Hz. Yakup(as)’un Allah’ına küfrediyordu.

İsrail ordusu korkudan bir şey yapamadığı günlerden bir gün, biraderlerine erzak getiren Hz. Davut(as) Calut’un Rabb-ül Âlemine küfrettiğini duyunca hiddetlenerek “Bu adam kim oluyor da Hayy-ül Kayyüm olan Allah’a küfrediyor” diye sitem etti. Talut’dan zor bela izin alarak cebine birkaç çakıl taşı ve sapanını alarak Calut’a doğru yol aldı. Hz. Davut(as)’u gören Calut kendisiyle hakaret edildiğini zannedince daha da çok hiddetlendi ve koşar adım Hz. Davut(as)’un üstüne gitti. Hz. Davut(as) ise “Sen kılıçla mızrakla üzerime geliyorsun ben ise meydan okuduğun Kadir-i Külli Şey’in adıyla geliyorum. Bugün Allah-u Teâlâ senin canını bana teslim edecek. Seni vurup kelleni uçuracağım. Bugün neferleriniz kuşlara yem olacak ve bütün dünya İsrail’in Rabbinin kudretini kendi gözleriyle görecek. Rabb-ül Âlemin kılıçla mızrakla kurtarmaz. Bilesiniz ki Rabb-ül Âlemin’in kendisi bizimle beraber cihad etmektedir” dedi ve koşarak sapanına bir taş koyup fırlattı, taş Calut’un alnının ortasına isabet etti. Bir anda Calut’ın heybetli cüssesi yere yığıldı. Hz. Davut(as) da gidip Calut’un kılıcını alarak onun kafasını kesti.

Zaferin Ceremesi

Bu hadiseden sonra Hz. Davut(as)’un namı bütün İsrailoğulları içinde duyulmaya başladı. Saul, Hz. Davut(as) ile bizzat muhatap olarak onu yetiştirdi. Hz. Davut(as) ile Saul’un evladı Yonatan(r.a) can kardeşi oldular. Ancak her geçen gün Hz. Davut(as)’un İsrailoğullarının arasında, Talut’dan daha ziyade methedilmesinden ötürü Talut, haset ederek Hz. Davut(as)’tan nefret etmeye başladı. Allah-u Teâlâ ise Hz. Davut(as)’a kuvvet ihsan ettiğinden o her cihatta muzaffer olmaktaydı.

Bir vakit yine bir cin Talut’a musallat olmuştu, Hz. Davut(as) lir çalarken Talut, mızrağını alıp Hz. Davud(as)’a fırlattı. Hz. Davu(as)’ı öldürmeye teşebbüs etti lakin Allah-u Teâlâ Hz. Davut(as)’u korudu. O gece Hz. Davud gizlice saraydan kaçarak Hz. Samuel(as)’e sığındı. Talut’un evladı Yonatan(r.a) ise her zaman Hz. Davut(as)’a yardım etmeye çalışıp onun katledilmesine mani olmaya çalışıyordu. O günden itibaren de Hz. Davut(as) Talut’dan kaçmak için yollara düşerek müşkül bir hayat yaşamaya başladı. Hz. Davut(as)’un bir mağaraya sığındığını duyan dert sahibi, borcu harcı olan, cefa çeken her kim varsa Hz. Davut(as)’un etrafında toplandılar. Hz. Davut(as) ve yanındakiler gizli gizli oradan oraya giderek eşkıyalar gibi yaşadılar. Birkaç defa Talut, Hz. Davut(as)’un eline düşse de Hz. Davut(as), her zaman Talut’un canını bağışlayarak “Allah-u Teâlâ’nın meshettiği hükümdara elim kalkmaz” dedi. Lakin Talut, her seferinde daha da çok kin ile doldu, Hz. Davut(as)’u öldürmek için elinden geleni yaptı. Ancak takdir-i İlahi ile Filistliler ile cenk edildiği vakit İsrailoğulları mağlup olunca korkuya kapılan Talut, kendini öldürdü.

Gerçek Hükümdar

Talut vefat ettikten sonra bütün kavm Hz. Davut(as)’un huzuruna gelip kavmin hükümdarı olmasını istediler. Hz. Davut(as) onlarla antlaşma yapıp isteklerini kabul edince İsrailoğulları, Hz. Davut(as)’u hükümdarları olarak meshetti. Hz. Davut(as) fethettiği kaleye yerleşince hükümdarlığı günden güne kuvvetleniyordu çünkü Kadir-i Külli Şey Hz. Davut(as) ile beraberdi. Hz. Davut(as) Allah-u Teâlâ’ya sadıktı. Kudüs’e yerleştikten sonra Allah-u Teâlâ’nın huzurunda ibadet etmek için Hz. Musa(as)’dan kalma çadırdan yapılan Mescidi ve Antlaşma Sandığını Kudüs’e getirdi. Danalar ve boğalar kurban etti. Herkese somun ekmek, hurma ve üzüm pestili dağıttı. Hz. Davut(as) Antlaşma Sandığı kente girince halet-i ruhaniye içinde feyz ile kendinden geçip zikre girdi.

Bunun akabinde Hz. Davut(as), o zamanlar başka bir peygamber olan Hz. Natan(as)’a “Bak ben sedir ağacından yapılmış bir sarayda ikamet ediyorum oysa Allah-u Teâlâ’nın Antlaşma Sandığı bir çadırda duruyor” diyerek bir Beyt-ül Makdis’i inşa’ ettirme niyetini dile getirdi. Allah-u Teâlâ Hz. Natan(as)’a “Kulum Davut’a şöyle söyle, ‘Kadir-i Külli Şey diyor ki seni, halkıma hükümdar olasın diye çobanlıktan aldım. Nereye gittiysen seninle oldum. hasımlarını yok ettim. Ömr-ü hayatın boyunca senin ismini öyle meşhur edeceğim ki halkımı bir daha hasımlarınız rahatsız etmeyecek siz de sükûnetle bu diyarda ikamet edeceksiniz. Bundan böyle sana düşmanlık eden bütün hasımlarından da kurtaracağım. Sana bir zürriyet ihsan edilecek. Öyle ki sen vefat ettikten sonra zürriyetinden birini çıkartacak ve O’nun hükümdarlığını pekiştireceğim. Adım için Mescidi O inşa edecek. Ben de onun hükümdarlığını ebediyete kadar devam ettireceğim. Senden rahmetimi hiçbir zaman eksik etmeyeceğim. Senin zürriyetinin hükümdarlığı ebediyen huzurumda duracak, tahtın ebediyete kadar sürecek’ diyor” dedi.

Hz. Davut(as) da niyaz edip “Ey Rabb-ül Âlemin ben kimim ki beni bu vaziyete getirdin? Bu da yetmezmiş gibi bir de zürriyetim hakkında yemin ettin. Ey Halik-ı Kâinat sen insanoğluna böyle mi ihsan edersin. Ey Rabb-ül Âzim kulunu tanıyorsun, haşmetini gösterdin, kulunla muhatap oldun. Ey Kadir-i Külli Şey Senden başka ilah yoktur. Eşin ve benzerin yoktur. Kendi kulaklarımızla duyduk ki dünyanın hiçbir yerinde İsrail kavmi gibi başka bir kavim yok. Onlar senin kavmin olsun diye onları özgür kılmak için Mısır’a hükmettin. Haşmetli ve kudretli işlerinle bütün uluslar üzerinde nam saldın. İsrail kavminin önünden diğer kavimleri kovdun. Ey Rabb-ül Âlemin insanlar ‘Kadir-i Külli Şey İsrailoğullarının Rabbidir’ deyip sana niyaz etsinler. Bana ‘Zürriyetinden birini çıkaracağım, hükümdarlığı ebediyen sürecek’ diyerek hikmetini açıkladın. Ey Halik-ı Âlem hakiki ilah sensin. Kelamın hakikattir ve bu kuluna ihsan ettin” dedi.

Bundan sonra Allah-u Teâlâ söz verdiği gibi birçok cihatta İsrailoğullarıyla birlikte cihat etti ve İsrail kavmi her seferinde muzaffer olup çevre kavimlere hükmettiler.

Hükümdarın Günahı

İlkbahar vaktinde İsrailoğuları cihat ederlerken Hititli Uriya adında itibarlı ve namuslu biri vardı, İsrailoğullarının ordusunda canla başla cihat ederdi. Hz. Davut(as), gece vakti sarayında dolandığında Uriya’nın eşi damda yıkanırken onu gördü. Nefsi onu arzuladı, gizlice adamlarına söyleyip kadını yanına getirterek koynuna aldı. Lakin kadın gebe kalınca Hz. Davut(as), Uriya’yı cenkten çağırttı. Her şeyi örtbas etmek için adamla muhabbet edip eşinin yanına gönderdi. Lakin salihlerden olan Uriya İsrailoğulları cenk ederken eşinin koynuna girmeye haya etti. Hanesine gitmek yerine sarayın kapısında uyudu. Hâl böyle olunca Hz. Davut(as) Uriya’nın savaşın en şiddetli yerine gönderilmesini ve orada öldürülmesini yazarak mühürlü bir mektupla Uriyayı tekrar savaşa gönderdi. Mektubu okuyan kumandan söyleneni yerine getirdi. Uriya’nın şehit olduğu haberi Hz. Davut(as)’a ulaşınca, o Uriya’nın eşi Bat-Şeva’yı hiç beklemeden kendine eş olarak aldı ve ondan bir evladı oldu.

Günahını gizleme niyetindeyken Hz. Natan(as), Hz. Davut(as)’a gelerek “Memleketin birinde biri zengin diğeri yoksul iki kişi varmış. Zengin adamın 99 koyunu vardı ama yoksul adamın satın alıp beslediği bir kuzusu vardı. Kuzusu evlatlarıyla birlikte büyüdü. Adamın lokmasından yer, tasından içer, koynunda yatardı. Bu arada zengin adama bir misafir geldi. Kendi koyunlarına kıyamadığından yoksulun göz bebeği gibi büyüttüğü kuzusunu alıp misafirlerine ikram etti” deyince Hz. Davut(as), zengin adamın yaptığına öfkelendi ve “Zat-ı Hayy-ül Kayyüm hakkı için o zengin adamın katli vaciptir. Bunu yaptığı için dört katı bedelini ödeyecektir” dedi. Hz. Natan(as) da hükümdar olan Hz. Davut(as)’a “Ey Davut! Bilmez misin ki o adam sensin. Her şeyi görüp bilen Allah-u Teâlâ diyor ki ‘Seni hükümdar olarak ben meshettim ve Talut’un elinden kurtardım. Talut’un sarayını ve cariyelerini sana devrettim. İsrailoğullarını senin hükmüne bıraktım. Bunlar az olsaydı daha nicesini de vermez miydim? Niçin Kadir-i Külli Şey’in gözünde kötü olanı yaptın. Uriya’yı öldürttün, zevcesini de kendine eş yaptın. Bu nedenle kılıç hanenden eksik olmayacak çünkü sen bunu yapmakla bil ki beni küçümseyip yok saydın’ ” dedi.

Hz. Davut(as) tevazuyu takınıp hemen secde edip tövbe edince Hz. Natan(as) “Ey Davut! Korkma kesinlikle ölmeyeceksin lakin günahının semeresi Bat-Şeva’dan olan evladın kesinlikle vefat edecektir” dedi. Hz. Natan(as), evine döndü ve söylediği gibi Hz. Davut(as)’un evladı hasta düştü ve yedinci gününde vefat etti. Hz. Davut(as) yedi gün yas tutup gözyaşlarıyla tövbe ile istiğfar etti. Nitekim evladının vefatından sonra, mütessir olan Bat-Şeva’yı teselli edip yine onunla birlikte oldu. Bir evladı daha oldu ve ona Süleyman ismini koydu.

Bunların akabinde Hz. Davut(as)’un evlatlarından biri olan Amnon üvey kız kardeşi Tamar’a âşık olmuştu. Bir bahane ile hasta numarası yaptı ve üvey kız kardeşinin kendisine bakmasını rica etti. Hz. Davut(as) onay verince Amnon’un odasına giren Tamar’ı zorla koynuna alıp tecavüz ettikten sonra kızdan tiksindi ve onu paçavra yerine koydu. Tamar’ın öz kardeşi Avşalom bunu duyunca hiddetlenip tuzak kurarak Amnon’u öldürdü ve memleketten kaçtı. Daha sonra Babası Hz. Davut(as)’a isyan etti. Hz. Davut(as) evladı Avşalom’un isyanından dolayı sarayı terk etmek zorunda kaldı. Nitekim kudretini tekrar bina eden Hz. Davut(as) evladının kurduğu ordusuyla cenk edince hem evladı hem de yandaşları kılıçtan geçirildi. Hz. Davut(as) yas tutarak evladı için günlerce yas tuttu. Lakin Hz. Davut(as)’un hanesinde Allah-u Teâlâ’nın söylediği gibi hiç kılıç eksik olmadı.

Hz. Davut'un Vefatı

Hz. Davut(as) ihtiyarlanıp terk-i hayat etmesine yakın bir zamanda;

“Ben İşay evladı Davut, Allah-u Teâlâ’nın yükselttiği kulu.
Hz. Yakup’un Allah’ı Zebur-u Şerif’in ozanı diyor ki:

Ruh-ul Kuds benim vasıtam ile konuştu.
İsrail’in Rabbi bana söyledi.
İnsanların üzerinde, Allah korkusu ile hüküm süren
Bulutsuz bir sabah vakti gibi,
Güneşin doğduğu zaman sabahın nuru gibi olacaktır.
Onun parıltısı yağmurdan sonra zeminden taze ot bitirir.
Zürriyetimde böyle değil mi?
Her şeyde dürüst ve emin olan Rabb-ül Âlemin
Benimle güvenilir sözüyle sonsuza dek kalıcı bir antlaşma yaptı.
O halde beni sürekli dua ettiğim gibi, ebedi kurtuluşa kavuşturmayacak mı?
Biline ki, Rabb-i Âzim kötüleri dikenler gibi mızrağın sapıyla, bir kenara atıp hepsini yakacaktır”

diyerek son sözlerini söyledi.

Hz. Davut(as) yedi yıl Hevron’da, otuz üç yıl da Kudüs’te hükümdarlık ettikten sonra hayat-ı ebediyeye intikal etti.

Kıssadan Hisse

Hz. Davut(as) Talut’un aksine tamamen alçakgönüllülükle Allah-u Teâlâ’ya sığınıp secde etti. Allah-u Teâlâ’nın seçtiği ve refah içinde yaşattığı Talut kibre kapılınca, hayatı boyunca cefa içinde yaşayan Hz. Davut(as) tevazuyla hayatına devam etti. Istıraplar çekmemenin hikmeti nedir? Meşakkatli yollarda yürümenin sebebi nedir? Tevazuyla Allah-u Teâlâ’nın huzurunda secde ederek durmayı öğrenmem değil midir? Hz. Davut(as) onca meşakkate rağmen Allah-u Teâlâ’ya şekva etmek yerine hükümdar olacağı güne dek sabretmiştir. Çünkü bilmekteydi ki meşakkat çekmesine müsaade eden Allah-u Teâlâ gün gelecek onu refaha ulaştıracak. Allah-u Teâlâ Hz. Davut(as)’a söylediği her şeyi yerine getirse de Hz. Davut(as) nefsine uyup Allah-u Teâlâ’nın her emrini yerine getiremedi. Nesfinin arzusuna kapılan Hz. Davut(as) pişmanlık içinde secde ederek gece gündüz tövbe ile istiğfar etti. Öyle ki secde ettiği yer gözyaşlarıyla sırılsıklam olmaktaydı. Rahman-ir Rahim olan Allah-u Teâlâ da onu bağışlamış antlaşmasından vazgeçmemiştir. Hangi konumda olursam olayım Allah-u Teâlâ’nın günaha göz yummayacağını bilmeliyim. Hayırlı amellerim ne kadar çok olsa da günahlarım beni alaşağı edebilecekken ancak Allah-u Teâlâ’nın rahmetiyle ayağa kalkabilirim.

Kaynakça

Tevrat-ı Şerif: 1. Samuel 16-24, 31, 2. Samuel 5-8, 11-15, 18-19 , 23 1. Krallar 2:10-12

Zebur-u Şerif: Mezmurlar 1-41, 51-65, 68-71, 78:70-72, 86, 89, 101-104, 108-110, 122, 124, 131, 133, 138-145, Yeşaya 9:7, 16:5, 22:22, 55:3, Yeremya 33:15-17, 20-22, Hezekiyel 34:23-24, 37:24-25, Amos 6:5

İncil-i Şerif: Markos 2:25-26, Luka 1:69-71, Havarilerin Faaliyetleri 7:45-47, 13:22, 34-37, Romalılara Mektup 4:6-8, İbranilere Mektup 11:32

Kur’an-ı Kerim: Bakara 250-251, Nisa 163,En’âm 84, İsra 55, Enbiya 78-79, 105, Sebe 10, Sâd 21-26, Neml 15