Peygamberlerin hayatı

Hz. Yeremya (as)

Hz. Yeremya (as)

بِسْــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم

فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ

“Onlar seni yalanladılarsa, senden önce de apaçık delillerle, hikmet dolu sayfalar ve nurlu kitaplarla gelen nice peygamlerde yalanlanmıştı.”

(Âl-i İmran 184)

İsrailoğulları günahlarından tövbe etmemekte direndikleri için Allah-u Teâlâ daha genç yaştayken Hz. Yeremya(as)’yı peygamber olarak seçti ve ona şöyle dedi:

“Ana rahmindeyken biçim vermeden önce seni tanıdım.
Doğmadan önce seni kendime ayırdım.
Kavimlere peygamber olarak tayin ettim.”

Hz. Yeremya(as) da endişe ile şöyle dedi:

“Ey kadir-i Külli Şey ben konuşmayı bilmem, çünkü yaşım çok genç.”

Allah-u Teâlâ bunun üzerine şöyle buyurdu;

“Ey Yeremya(as), gencim deme, seni yolladığım herkese emreylediğim her şeyi tebliğ edeceksin. Kimseden korkma, bilesin ki seni kurtarmak için her an seninleyim.”

Daha sonra Hz. Yeremya(as)’nın ağzına dokunarak şöyle dedi:

“İşte kelamımı ağzına bıraktım. Kavimlerin, kentlerin sökülüp atılması, yıkılıp harap olması, viran edilmesi veyahut inşa’ edilmesi için sana salahiyet ihsan ettim. Bu Arz-ı Mevûd’da ikamet edenlerin üzerine kuzey diyarından bir felaket getireceğim. Hükümdarlar gelip Kudüs’ün etrafında divanlarını kuracaklar. Fenalıklardan ötürü kavmimin çekeceği cezayı bildireceğim. Benden vazgeçip diğer ilahlara buhur yaktılar, elleriyle yaptıkları putlara taptılar. Ey Yeremya! Sen kalk hazırlan, sana emreylediğim her şeyi onlara tebliğ et. Onların yaptığı kötülüklerden müteessir olma! Yoksa onların önünde ben seni yıldırırım. Seninle münakaşa edecekler ama seni alt edemeyecekler, nitekim seni kurtarmak için ben seninleyim.”

Tebliğ Vazifesi

Hz. Yeremya(as) Allah-u Teâlâ’dan aldığı emirle İsrailoğullarını günahlarından dönmeleri için tebliğ etmeye başladı. İsrailoğullarına şöyle nida etti:

“Allah-u Teâlâ’nın kelamını dinleyin
‘Ey Yakup zürriyeti, İsrail’in bütün aşiretleri!
Ecdadınız bende ne haksızlık buldu da benden uzaklaştı?
Hakir putları izleyerek kendileri de hakir oldular.
‘Mısır’dan çıkarıp çölde yürüten, kimsenin yaşamadığı ıssız toprakta bize yol gösteren
Rabb-i Kerim nerede?’ diye sual etmediler.
En iyi hasadı yiyesiniz diye bu mahsuldar diyara sizi ben getirdim.
Lakin siz gelir gelmez bu diyarımı murdar ettiniz.

Rahipleriniz ‘Allah-u Teâlâ nerede?’ diye sual etmediler,
Şeriat âlimleri bana itibar etmediler,
Hükümdarlar bana asi oldular,
Sahte peygamberler putlar adına peygamberlik edip putların ardından gittiler.
Bu nedenle sizden davacı olacağım.
Ey sema, hayret edin, tir tir titreyin.
Çünkü kavmim iki fenalık yaptı.
Beni, memba-ı hayatı bıraktılar ve kendilerine membasız çatlak sarnıçlar kazdılar.
Bilesiniz ki sizi kendi kötülüğünüz yola getirecek.
Benden korkmamanın ne kadar vahim ve ıstırap dolu olduğunu gör de anla!
Onlar ağaca ‘Babamsın’, taşa ‘Bizi sen doğurdun’ derler.
Çünkü bana yüzlerini değil sırtlarını döndüler.
Ama felakete uğradıklarında bana ‘Kereminle bizi kurtar’ diye niyaz ederler.
Kudüs sokaklarında dolaşın, etrafınıza bakıp düşünün,
Eğer adil olan, hakikati arayan bir kişi dahi bulursanız bu diyarı affedeceğim.’ ”

Lakin ne adil olan bulundu ne de hakikati isteyen. Başka bir vakit Allah-u Teâlâ Hz. Yeremya(as)’ya Hz. Süleyman(as)’ın inşa’ ettiği Beyt-ül Makdis’e gidip kavme tebliğ etmesini istedi. Hz. Yeremya(as) da Beyt-ül Makdis’nin kapısında durup;

“Kadir-i Rahim’in kelamını dinleyin ey ibadet etmek için bu kapılardan giren Yahuda aşireti!
İsrail kavminin Allah’ı, Kadir-i Külli Şey diyor ki;
‘Yaşantınızı, amellerinizi düzeltin. O zaman burada ikamet etmenize müsaade ederim.
‘Beyt-ül Makdis, buradayken başımıza felaket gelmez’ gibi safsatalara itimat etmeyin. Eğer hayatınızı, amellerinizi düzeltir; birbirinize adilane davranır, garibi, öksüzü, dulu mağdur etmez; masum kanı dökmez, başka ilahların ardınca gitmezseniz, ebediyen ecdadınıza verdiğim bu diyarda kalmanızı sağlarım. Ne var ki sizler hakir safsatalara itimat edersiniz. Hırsızlık ederek, adam öldürerek, zina ederek, yalan yere yemin ederek, tanımadığınız başka ilahların ardından gidip buhur yakarak gelip Beyt-ül Makdis’te huzurumda durup ‘Emniyetteyiz, başımıza felaket gelmez’ diyorsunuz. Beyt-ül Makdis haydutların meskeni mi oldu, şüphesiz ben yaptığınız her şeyi görmekteyim.’ ”

diyerek Allah-u Teâlâ’nın söylediği her şeyi bildirdi.

Hz. Yeremya'nın Ağlaması

Yine de Hz. Yeremya(as) kavmin uğrayacağı hazin sondan ötürü Allah-u Teâlâ’nın huzurunda ağlayıp kendini heder etti. Kavminin günahlarını bağışlayıp merhamet etmesi için gece gündüz kavminin yerine kendisi tövbe ettiği için Allah-u Teâlâ Hz. Yeremya(as)’ya şöyle buyurdu;

“Ey Yeremya! Bu kavim için yalvarma; onlar için ne dua et ne de af dile.
Bana bu konuda dua edip durma, çünkü seni işitmeyeceğim.

Onların Kudüs sokaklarında neler yaptığını görmüyor musun?
Çocuklar odun topluyor, babalar ateş yakıyor, anneler putlara pide pişiriyor.

Beni öfkelendirmek için başka ilahlara kurbanlar sunuyorlar.
Onlar beni mi rencide etmeye çalışıyorlar? Hayır, kendilerini yaralayıp utanca boğuyorlar.
Nitekim onlara bütün bunları söylesen de seni dinlemezler.
Onlara seslensen de yanıtlamazlar. Bana olan sadakatleri yok oldu.
İnsan yere düşer de kalkmaz mı? Yanlış yola sapınca geri dönmez mi?
Oysa onlar hakikati söylemiyor, kimse ‘Ne yapıyorum?’ diyerek fesatlığından utanmıyor.
Herkes zenginlik için çabalıyor, o sahte peygamberler dahi, rahipler dahi kavmi aldatıyor.”

Mecazlar

Sonrasında Allah-u Teâlâ Hz. Yeremya(as)’ya bir çömlekçinin yanına gitmesini buyurdu. Çömlekçi çark üzerinde çalışıyordu. Çömlek yaparken yapmaya çalıştığı balçığı bozuldu, yerine yeniden arzuladığı tarzda başka bir çömlek yaptı. O an Allah-u Teâlâ Hz. Yeremya(as)’ya yine konuştu:

“Bu çömlekçinin yaptığını ben de yapamaz mıyım Ey kavm-i İsrail?
Bir kavmin yok olacağını söylerim de o kavim tövbe edip fenalığından vazgeçerse,
Ben de söylediğim felaketi başlarına getirmekten vazgeçerim.
Lakin bir kavim, gözümde doğru olanı yapmazsa söz verdiğim ihsandan vazgeçerim.
İşte Ey kavm-i İsrail size karşı bir felaket tasarlıyorum,
Bu yüzden fesat yollarınızdan dönün, hayatınızı, amellerinizi düzeltin.”

Tüm bu uyarılara rağmen İsrail halkı Hz. Yeremya(as)’nın sözlerini dinlemedi, günah işlemeye devam etti. Böylelikle Babil Hükümdarlığı gelip Kudüs’ün etrafını kuşattı. Kavm-i İsrail ablukaya dayanamayıp teslim oldu. Babil hükümdarı Kudüs’teki zinetlerin, erzakların ve halkın bir kısmını alıp Babil’e götürdü, Allah-u Teâlâ halkı ikaz etmek için bunu yaptı da herkesi büsbütün mahvetmedi. Bu hadiseden sonra bazı şahıslar vardı ki onlar kendilerine peygamber demekteydiler. Herkes tarafından da gerçekten peygamberlermiş gibi itibar görüyorlardı. Bu felaketten ötürü o sahte peygamberler hükümdarın huzuruna çıkıp Allah-u Teâlâ’nın kendilerine Babil’e götürülenlerin iki yıl içinde geri getirileceğini bildirdiğini söylemişlerdi. O vakit, Allah-u Teâlâ Hz. Yeremya(as) ya öküzlerin başına takılan boyunduruğu takıp onların yanına gitmesini buyurdu. Hz. Yeremya(as) boyundurukla onların yanına gidince sahte peygamber Hananya’ya: “Amin! İnşallah senin dediğin gibi olur. Lakin biline ki çok önceden beri birçok peygamber, geleceğe dair birçok hadise gerçekleşeceğini söylediler. Nitekim onların söyledikleri gerçekleştiğinde o kişilerin gerçekten peygamber olduğu bilinir” deyince sahte peygamber Hananya, Hz. Yeremya(as)’nın boyunduruğunu sopayla kırdı kibir ile dolarak cemaate dönüp “Allah-u Teâlâ diyor ki, söylediğim kesindir, iki yıl içinde Babil’e götürülenler geri gelecek” dedi.

Allah-u Teâlâ’da Hz. Yeremya(as)’ya bu havadisle alakalı şunları şöyledi:

“Kendilerine nebi diyen bu şahısları ben göndermedim, ama biranda ortaya çıktılar. Onlara hiç seslenmedim, yine de benim adımla peygamberlik ettiler. Akıllarından uydurdukları safsataları anlatan bu peygamberler, ne vakte kadar buna devam edecekler? Kendi düşüncelerini söyleyip akabinde ‘Allah-u Âzim böyle diyor’ diyenlere karşıyım.”

dedi. Bunun akabinde Hz. Yeremya(as) sahte peygambere “Ey Hananya! Seni Rabb-i Rahim göndermedi. Kendi yalanlarına bu kavmi de inandırdın. Bu nedenle Kadir-i Külli Şey diyor ki ‘Seni yeryüzünden silip atacağım. Bu yıl öleceksin çünkü Rabb-ül Âlemine karşı fitne saldın’ ” dedi. Hakikaten de o yıl içinde Babil hükümdarı tekrar Kudüs’e saldırdı da Hananya dahil birçoğunu katletti. Abluka altına giren Kudüs’ü himaye etmek için Mısır hükümdarı harekete geçince Babil hükümdarlığı, yine birçok kişiyi yanlarına alarak Kudüs’ten çekildiler.

Peygambere Zulüm

Allah-u Teâlâ Hz. Yeremya(as)’yı Beyt-ül Makdis’e gönderip kavmin tövbe etmesini tebliğ etmeye devam etmesini istedi. Tebliğ bitince İsrailoğulları, rahipler, sahte peygamberler Hz. Yeremya(as)’yı yakalayıp öldürmek istediler. Herkes üzerine hücum etmişken Hz. Yeremya(as) bağırarak;

“Tövbe edin, yollarınızı düzeltin,
Kadir-i Rahim’in sesine kulak verin,
O zaman bu felaketler başınıza gelmez.
İşte ben sizin elinizdeyim bana istediğinizi yapın
Lakin beni öldürürseniz yine suçsuz kanı dökmüş olursunuz”

dedi. Yüksek mevkideki bazı kişiler kavmi yatıştırıp “Kardeşler bu şekilde davranmayın. Hz. Mika(as) hükümdara peygamberlik ederken Hükümdar Hizkiya onu katletti mi? Bizler bu şekilde davranarak bu yıkımdan kaçamayız” diyerek Hz.Yeremya(as)’yı muhafaza ettiler. Dahası Hz. Yeremya(as) bir tomar alıp Hakim-i Mutlak’ın kelamını yazdı ve hükümdara gönderdi lakin hükümdar o tomarın okunmasına müsaade etmeyip ateşte yaktı. Hz. Yeremya(as) durmadan kavmi ya tövbe etmeye davet etti, ya da hayatta kalmaları için Babil’e teslim olmalarını söyledi. Bu ikazdan memnun olmayan yüksek mevkidekiler kavmin umudunu söndürüyor diye Hz. Yeremya(as)’yı zindana attılar. Ancak bir vakit sonra Babil hükümdarı Nebukadnessar Kudüs’ü işgal etti. Evleri yaktı, insanları katletti, Beyt-ül Makdis’i talan edip harap ettiler. İsrail hükümdarları kaçarak kendilerini kurtarmak istedilerse de Nebukadnessar onları yakalayıp İsrail hükümdarının gözleri önünde evlatlarını öldürttü. Bunun akabinde hükümdarın gözlerini oydurup zindana attı. Kudüs’te İsrail halkından az kişi kalmıştı. Onlar da bir müddet sonra Mısır’a göç ettiler. Bir zamanlar haşmetle Mısır’dan çıkanlar şimdi ise sefil halde Mısır’a geri dönmekteydiler. Giderlerken yanlarında zorla Hz. Yeremya(as)’yı da almıştılar. Lakin Mısır’a giden halk yine putlara ibadet etmeye devam etti. İsrail kavmi Kadir-i Rahim’in yolundan gitmediler. Hz. Yeremya(as) kavmi sürekli uyarınca kavim Hz. Yeremya(as)’yı taşa tutarak şehit ettiler.

Hz. Yeremya(as) her daim Rabb-i Rahim’e biat etmiş, tüm zulümlere rağmen Allah-u Teâlâ’nın şeriatinden vazgeçmemiştir. Hz. Yeremya(as) yapayalnız, çaresiz ve fakirlik içindeyken dahi dilinden Allah-u Teâlâ’nın kelamını düşürmemiş, her zaman İsrail kavmini tövbeye çağırıp onların bağışlanması için gözyaşı dökmüştür.

Allah Bağışlayandır

Hayatı sefaletle geçen Hz. Yeremya(as) İsrail kavminin uğradığı akıbetin bir müddet sonra son bulacağını çünkü Allah-u Teâlâ’nın çok merhametli olduğunu şu ayetlerle dile getirmiştir:

“Kılıçtan kaçıp kurtulan kavim çölde merhamet buldu.
Şüphesiz İsrailoğullarını ebedi muhabbetle sevdim.
Şüphesiz ki seni yeniden bina edeceğim.
İşte onları kuzey diyarından geri getirmek üzereyim,
Onları yeryüzünün dört bucağından toplayacağım.
Ağlaya ağlaya gelecekler huzuruma, benden aman dileyenleri geri getireceğim.
İsrail’i dağıtan onları tekrar toplayacak.
Onlar antlaşmamı bozmuş olsalar da onlarla yeni bir antlaşma yapacağım.
Yapacağım yeni antlaşma,
İsrail halkını Mısır’dan çıkardığımda yaptığım antlaşmaya benzemeyecek.
Öyle ki şeriatimi içlerine yerleştirip yüreklerine yazacağım.
Ben onların Allah’ı olacağım, onlar da benim kavmim olacak.
Bundan böyle kimse kimseye Rabb-i Rahim’e itibar et deyip ıslah etmeyecek,
Çünkü büyük küçük herkes bana kendiliğinden itibar edecek.
Kabahatlerini bağışlayıp artık günahlarını anmayacağım.
O günler geldiğinde Davut’un zürriyetinden bir dal çıkaracağım.
Diyarda adaletle, hakikatle amel edecek.
Kulum Davut’un zürriyeti ile bana hizmet eden rahipleri sayılamaz yıldızlar, ölçülemez deniz kumları kadar çoğaltacağım. Ben onları eski refahlarına kavuşturacak ve onlara acıyacağım.”

Kıssadan Hisse

İsrailoğulları ne kadar fenalık yapsa da tarih içinde Tek Allah’a ibadet eden tek kavim onlardı. Dünya üzerinden yok olsalardı Allah-u Teâlâ, Hz. İbrahim(as)’e verdiği vaatleri tutmamış olacaktı. Bundan mütevellit İsrailoğulları yaptıkları fenalıklarından ötürü değil ataları Hz. İbrahim(as) tarafından sevilmekteydi. Allah-u Teâlâ kendi haşmeti hatırına bana merhamet ediyorsa, İsrailoğullarının Hz. İbrahim(as)’e, Beyt-ül Makdis’e güvenmeleri gibi ben kime güveniyorum? Bilmeliyim ki, Allah-u Teâlâ adildir ancak vaadini yerine getirdikten sonra İsrailoğulları tövbe etmedikçe onlara merhamet göstermeyecektir? Allah-u Teâlâ’nın merhametine güvenmek için tövbe etmem gereken konular nelerdir?

Kaynakça

Tevrat-ı Şerif: 2. Tarihler 36:5-23, Ezra 1:1-4, Daniel 9:1-2

Zebur-u Şerif: Yeremya(as) Risalesi

İncil-i Şerif: Matta 2:17, Matta 27:9-10

Kur’an-ı Kerim: Mü’min 78, Yunus 47