Peygamberlerin hayatı

Hz. Adem (as) ve Havva validemiz

Hz. Adem (as) ve Havva validemiz

بِسْــــــــــــــــــمِ ﷲِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم

اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

“Biz bir şeyi murat ettiğimizde
sözümüz ‘ol’ demekten ibarettir, o da hemen oluverir.”

(Nahl 40)

Hâkim-i ezeli olan Zat-ı Ehad-i Samed “ol” kelamıyla âlem-i beşeriyeti yaratmadan evvel “Nur olsun!” deyip kâinatı nuruyla aydınlattı.

Allah-u Teâla nura gündüz, karanlığa ise gece dedi ve birinci gün hâsıl oldu. Allah-u Teâlâ yeryüzünü gökyüzünden ayırmak için “suların ortasında kubbe olsun zeminle kubbe ayrılsın” diyerek “ol” emrini verdi ve gökyüzünü yarattığında ikinci gün hâsıl oldu.

Allah semâyı zeminden ayırdıktan sonra yeryüzündeki sular bir yere biriksin zemin görünsün diyerek toprak parçasını “ol” emriyle meydana getirdi. “Toprak üzerinde ot, tohum veren sebze ve tohumunu kendinde barındıran cins cins meyve veren ağaçlar bulunsun” diyerek “ol” emriyle her bir nebatatı yarattı, böylelikle üçüncü gün hâsıl oldu.

Cenab-ı Hak gecenin karanlığına baktı günler, haftalar, aylar, seneler için yıldızları tahsis edip yeryüzünü aydınlatması için “ol” emriyle fezayı aydınlattığında dördüncü gün hâsıl oldu.

Halık-i Âlem “ol” emriyle “Denizler, okyanuslar canlı mahlûklarla kaynaşsın, yeryüzünde ve semada mahlukât hayat bulsun” diyerek hayvanatı yarattı. Böylelikle bütün mahlûkatlara can veren Allah-u Azimüşşan her birinin çoğalmasını buyurduğunda beşinci gün hâsıl olmuştu.

Fahr-i Kainat, hilkat-i âlemin Sâni’-i Hakikisi: “Kendi suretimizde insan yapalım, denizin balıklarına, semanın kuşlarına, yeryüzünde bulunan her hayvanata hükmetsin” diyerek bütün nebatatın ve hayvanatın halifesi olsun diye “ol” kelamıyla nev-i beşerin atası Hz. Adem(as)’i yarattı. Allah-u Teâlâ toprağa biçim verip ona, ruhuyla üfleyerek hayat verdi. Hz. Adem(as) bütün hayvanattan ve nebatattan sorumlu olarak yeryüzünde Allah-u Teâlâ’nın halifesi olarak tahsis edildikten sonra yeryüzündeki ve gökyüzündeki her hayvanata isim vermesi için görevlendirildi. Hz. Adem(as) hangi hayvana ne isim verdiyse, o hayvan o şekilde anıldı.

Hz. Adem(as) tüm tabiat içinde kendine uygun bir eş bulamadı. Bundan dolayı Allah-u Teâlâ “İnsanın yalnız kalması iyi değil” diyerek Hz. Adem(as) uykudayken onun kaburga kemiğinden birini alıp etle kapladı. Hz. Adem(as) uyandığında yanındaki kadını görünce “Bu benim kemiklerimden kemik, etimden ettir, ismine Havva denilecek çünkü o adamdan alındı” dedi. Sân’i Zülcelal kadını yaratırken Hz. Adem(as)’in başından kemik almadı ki kadın erkeğe üstün olmasın. Kadir-i Zülcelal kadını yaratırken Hz. Adem(as)’in ayağından kemik almadı ki erkek kadını ezmesin. Zat-ı Zülcelal kadını yaratırken Hz. Adem(as)’in kaburga kemiğinden aldı ki kadın erkekle eşit olsun. Çünkü Allah-u Azimüşşan kadını da erkek gibi kendi suretinde yarattı. Allah-u Teâlâ onları mübarek kıldıktan sonra “Semereli olan, çoğalın, yeryüzünü doldurun, denizin mahlûkatlarına, semanın kuşlarına ve yeryüzünde hayat bulan her hayvanata halifelik edin. İşte bütün yeryüzünde tohum veren her sebzeyi, kendisinde tohum olan her meyve ağacını size verdim. Bunlar sizin ve bütün hayvanatın rızkı olacak.” dediğinde altıncı gün hâsıl olmuştu.

Fahr-i Kâinat, Zat-ı Ehad-i Samed olan Sân-i Zülkemal yoktan var ettiği bütün evreni temaşa ederek, yarattığı her şeyi itinayla nakşeden Kadir-i Zülcelal olduğunu bilfiil ilan etti. Böylelikle günler yediye tamamlanmış oldu.

İlk Günah

Allah-u Teâlâ Hz. Adem(as) ile Havva validemiz Adn bahçesinde halifelik edip her nebatata ve hayvanata göz kulak olmaktaydılar. Allah-u Teâlâ onları huzuruna çağırıp “Bu bahçede ki her nebatatı yemenize izin vardır lakin iyiliği ve fenalığı bilme ağacına yaklaşmayın yoksa nefsinize zulmedenlerden olur ve ölürsünüz” dedi.

Hz. Adem(as) ve Havva validemiz acı nedir, keder nedir, ıstırap nedir, ölüm nedir bilmeden ind-i İlahi’de selametle yaşıyorken riyasından, fesatlığından dolayı insana hürmet etmeyerek ind-i İlahi’den kovulan hain ve lain olan İblis, yılan kılığına girerek Adn bahçesine girdi. İyilik ve fenalığı bilme ağacına yaklaşıp Havva validemize seslendi. “Hakikaten Allah-u Teâlâ hiçbir ağacın meyvesinden yemeyin dedi mi?” diyerek şüphe tohumunu validemizin yüreğine attı. Havva validemiz “İstediğimiz her ağaçtan yiyebiliriz lakin şu iyilik ve fenalığı bilme ağacı müstesna, yoksa nefsimize zulmedenlerden olup helak oluruz, kesinlikle ölürüz” diye cevap vererek Allah-u Teâlâ’nın söylediği hakikati bildirdi. Hilekâr ve yalancı yılan “Hâşâ kati’yyen, böyle bir şey mümkün değil. Bilakis eğer ondan yer iseniz gözleriniz açılır hak olan hakikat size mazhar olur” deyip hakikat sözlerini yalanladı. O hilekâr yılan bin bir hile ile validemizi ikna etti. Havva validemiz ağacın meyvesine göz dikti, kopardı ve meyvenin tadına baktı. Orada olup da hiçbir şekilde müdahale etmeyen Hz. Adem(as)’e uzattı. İkisi de yemeleri haram olan bu ağaçtan tadarak Cenab-ı Allah-a isyan edip huzur-u İlahi’den kovulan, hain İblis’in isyanına iştirak ettiler. Meyveyi yedikten sonra hakikaten de gözleri açıldı, İblis’in değil, Allah’ın hakikati onlara mazhar oldu lakin bu hakikat onlara utanç getirdi, çünkü anadan üryan olduklarını o zaman fark ettiler. Harama el uzatan nev-i beşerin atası ve validesi kendilerinden utanarak korkuyla Allah-u Teâlâ’dan saklanmaya çalıştılar.

Allah-u Teâlâ onlara seslenip
-“Neredesiniz?” diye sordu.

Hz. Adem(as) ve Havva validemiz, utanç ve korku ile
-“Senden korktuk, saklandık çünkü çıplak bir haldeyiz” dediler.

Allah-u Azimüşşan,
-“Çıplak olduğunuzu kim söyledi, nereden biliyorsunuz yoksa meyvesini yemeyin diye emrettiğim ağacın meyvesinden mi yediniz?“ diye sual etti.

Hz. Adem(as),
-“Yanıma koyduğun bu kadın ağacın meyvesini yedi sonra da bana verdi ben de aldanıp yedim” diyerek hem kadını hem de Allah-u Teâlâ’yı suçladı.

Allah-u Teâlâ bu sefer validemize,
-“Neden böyle bir günah işledin?” diye sual edince,
Havva validemiz de,
-“Benim suçum yok şu yalancı yılan beni kandırdı ben de aldanıp yedim” diyerek nefsini savunmaya çalıştı.

Günahın Neticesi

Allah-u Teâlâ yılana şöyle dedi,
-“Bu yaptığından ötürü bütün hayvanatın en lanetlisi sen olacaksın. Karnın üzerinde sürüneceksin, ömrünün bütün günlerinde toprak yiyeceksin. Senin zürriyetin ile kadının zürriyeti birbirinize hasım olacaksınız. Sen onun topuğuna saldıracaksın o da senin başını ezecek.”

Hâkim-i Mutlak, Havva validemize “Gebeliğinin zahmetini ziyadesiyle arttıracağım. Sancı ile evlat doğuracaksın, kocana arzu duyacaksın ve kocan sana hâkim olacak” dedi.

Sonra Hz. Adem(as)’e “Zevcenin sözünü dinlediğin, yeme dediğim ağacın meyvesinden yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi. Ömrünün bütün günlerinde zahmet çekip ondan yiyeceksin lakin toprak sana diken ve çalı verecek öyle ki alın teriyle ekmeğini yiyesin ta ki toprağa dönünceye kadar. Çünkü topraksın ve yine toprağa döneceksin” deyip kibirlenerek kendini övmesinin bedbahtlık olduğunu belirtti.

Günah ile kirlenen nev-i beşerin atası ve validesi böylelikle huzur-u İlahi’de barınamaz oldular. Mukaddes olan Allah-u Azimüşşan tüm kusurlardan münezzeh olup kendisinde hiçbir kirlilik ve kusur bulunmadığın hiçbir günahın ve günahkarın ind-i İlahi’de kalmasına müsaade etmedi. Bu nedenle Allah-u Teâlâ İblis’in isyanına iştirak ettikleri için onları huzurundan uzaklaştırdı.

Kıssasdan Hisse

Allah-u Teâlâ yeryüzündeki tüm hayvanatın ve nebatatın halifeleri olsun diye Hz. Adem(as) ve Havva validemizi yaratmıştı. Nev-i beşerin atası ve validesi bu emanete hıyanet ettikleri için ölüm dünyaya girmiş, âlem-i fâni hâsıl olmuştur. Sadece onlar değil, onların zürriyetinden dahi günah işleyecek olan her can ölümü tatmaya mahkûm kılınmıştır. Bundan dolayıdır ki ben de her günah işlediğimde nefsime zulmetmekteyim.

Allah-u Teâlâ günaha müsamaha göstermediği gibi büyük sevgiyle yarattığı insanların mahvolmasına da razı olmadığından Hz. Adem(as)’in ve Havva validemizin günahına kefaret olsun diye kendi seçtiği bir kurbanın kanını akıtmış ve derisiyle -onlar utanç duyarak yapraklarla örtmeye çalışırken- utanmasınlar diye “takva giysisiyle” örtmüştür. Hâlbuki ölümün sebebi günah, günahın sonucu da ölüm olsa da onlar, kurban kanıyla bağışlanarak yaşamaya devam etmişlerdir. Hz. Adem(as) ve Havva validemiz nefislerine zulmetseler de Allah-u Azimüşşan onların helak olmasına razı olmamış, sözü üzerine o hain, aldatıcı, lain yılanın başını ezecek olan gelene dek tarik-i isyana katılanları bağışlamak için kurban kesilmesini buyurmuştur.

Kurbanın asıl anlamının, günah işlediğim için ölmeyi hak ederken, o kurbanın kanı sayesinde affedildiğimi biliyor muyum? Umursamaz bir halde günah işlemeye devam ediyor muyum? Allah-u Teâlâ’nın “Yapma!” diyen buyruklarını duymazdan geliyor muyum? Hz. Adem(as) ve Havva validemiz Allah-u Teâlâ’nın sözüne itimat etmedikleri için dünya bugün bu halde iken, ben de Allah-u Teâlâ’ya itimat etmedikçe onların günahına ortak olduğumun farkında mıyım?

Kaynakça

Tevrat-ı Şerif: Yaratılış 1-3

Zebur-u Şerif: Mezmurlar 8, 95:5, 104, Eyüp 31:33-34

İncil-i Şerif: Matta 19:4-5, Markos 10:6, Romalılara Mektup 5:14, Timeteos’a 1. Mektup 2:13-14, Yakup’un Mektubu 1:15, Vahiy 4:11

Kur’an-ı Kerim: Bakara 21-22,35, 37, Hûd 7, Enbiya 30-33, Fussilet 9-12, Hicr 19-22, Naziât 27-33, Râ’d 2-4, Lokman 10, Â’raf 19-26, Tâhâ 117-123, Şems 1-10, Fâtır 13, En’âm 96-99, Nahl 40